The Shack – Baraka

Orijinal adıyla “The Shack” 2017 yılı yapımı, yazar William P.Young’ın aynı adlı romanından uyarlanmış bir başka roman filmi. Yönetmenliğini Stuart Hazeldine yapmış. Baş rollerinde ise; Sam Worthington, Octavia Spencer, Avraham Aviv Alush, Sumine Matsubara, Radha Mitchell gibi isimler paylaşıyor.

Kitabı yayımlandıktan sonra Hristiyanlar arasında, kimine göre iyi kimine göre kötü tartışmalara sebep olmuştu, bu uyarlama filme bir de sinema çerçevesinden bakalım. Burada amaç filme konu olan olay örgüsünü, kendi içindeki tutarlılığı ile ele almak, filmin fırsat verdiği ölçüde de eleştirisini ve incelemesini yapabilmektir.

Filmin konusunu tek bir cümleyle özetlemek gerekirse; küçük kızını seri bir katil sebebiyle kaybeden babanın(Mack) inancıyla yüzleşme ve hesaplaşma sürecidir diyebiliriz. Bu yüzleşme süreci de posta kutusuna kimin koyduğu belli olmayan ve eşinin Tanrı’ya hitap ederken kullandığı “Papa” imzalı bir mektubun Mack’in eline geçmesiyle başlar.“Papa” onu görmek için tam da kızının öldürüldüğü barakada onunla buluşmak istemektedir.

Elbette filmin, görünüşte Hristiyan(Mack’in babası) ama yaşamda öyle olmadığı açık bir şekilde belli olan bir ailede yetiştiği düşünülen bir çocuğun ıstırap, korku ve çaresizlik dolu hayatından çarpıcı görüntülerle bir girizgâh yapması, baş roldeki karakteri anlayabilmek açısından bir ilk adım gibi gözükür. Aslında böylesi bir geçmişe ihtiyaç duymadan da filmin ilerleyen karelerinde izlenecek trajedi, kişiyi tek başına isyankâr bir konuma getirme konusunda oldukça yeterlidir ve haklı sebeplere dayanır. Fakat yazarın çizmeye çalıştığı tabloda kilise faktörü kişinin Hristiyan yaşamında etkin değil gibi durmaktadır. Eğer iman yaşamının bir şekilde kişinin kendi iradesinde olduğu gerçeğini düşünürsek, herkesin günaha düşme, kötülüğe yenilme potansiyelinin olabileceği konusu hiç kimse için şaşırtıcı değildir. Kilisenin bir beden olduğu gerçeği üzerinden yola çıktığımızda ise, bu konu yazarın çizdiği resimden çok çok uzaktadır. Kilise,kendi içindeki yarayı nasıl sarması, nasıl onarması ve eğer gerekiyorsa nasıl kesip atması gerektiği konusunda oldukça belirgin öğretiler taşıyan Kutsal Kitap’la paralel doğrultuda yönünü belirleyecektir. Zira kilise geleneksel olarak her pazar ziyaret edilen bir bina değil, birbiriyle ilişki içinde olan,canlı bir bedendir. Bedeni oluşturan uzuvların sağlığından da bir şekilde sorumludur.

Bir diğer heretik (sapkın) olarak yorumlanacak konu elbette, kitabı olumsuz yönde eleştirecek herkesin de dikkat çekeceği gibi, çarmıhta sadece İsa’nın değil, Baba ve Kutsal Ruh’un da çarmıha gerildiği öğretisini aktarmış olmasıdır. Roman yazarı belli ki bir şekilde İsa’nın çarmıhta terk edilmediğine kendini inandırmak istemektedir. Bu dünyaya gelmesi gereken de, çarmıhta tüm dünyanın günahını (kutsal, kusursuz kurban olarak) taşıması gereken de, neredeyse en yakınları tarafında terk edilmesi, hakareti,haksızlığı, yalnızlığı yaşaması gereken de sadece İsa’dır Aynı konuya paralel giden ve İsa’nın çarmıhtaki ölümünü de bir şekilde sıfıra indirgeyen bir başka konu da, “Papa”nın günaha olan bakış açısıdır. Daha doğru ifadeyle Young’ın düşüncelerindeki günah kavramıdır. Cezalandırma kavramı günahın kendi başına yeterli bir ceza olduğu gerekçesiyle öne sürülmektedir. Elbette bu şekilde olunca film ya da kitap ya da yazar kendi içinde çelişmemiş olur. Fakat maalesef Hristiyanlığın gerçeğini yansıtmaktan çok uzakta kalır.

Diğer bir yandan Baba Tanrı olarak karşımıza çıkan Ana Tanrı ilginçtir ki Mack’in çocukluğunun zor anlarında yanına gittiği komşu teyzedir. Aslında Tanrı’yla olan yüzleşme, sorularına cevap bulma, isyanını doya doya haykırma deneyimi, sonu ölüm olabilecek bir kazanın sonucunda ve aslında gerçek bir yüzleşme mi, yoksa bir metafordan oluşan rüya anı mı olduğu sorusunu getirir akla. Tanrı ile yüzleşme ya da tanışma konusunda birçok Hristiyan çok farklı tanıklıklar aktarır. herkes birbirinden çok farklıdır ve buna uygun olarak da Tanrı’nın herkese seslenişi ya da onlarla tanışma şekli de farklı farklıdır. Fakat ille de bu tip trajedilerin yaşanması da zorunlu değildir.

Elbette tüm bunların yanında doğru bir teoloji ile öne çıkan yanları da vardır filmin. Özellikle affetme, Tanrı’nın çektiğimiz acılara gösterdiği hassasiyet ve tesellisi gerçekten hem görsel, hemde duygusal olarak insanı içine çeken karelerdir. Özellikle Mack’in göz yaşlarının Kutsal Ruh tarafından toplanıp gözyaşı şişesinde biriktirilmesi bu özenin resmedildiği en özel anlardan biridir.

Kutsal Ruh’un Mack’i kendisini simgeleyen bahçeye götürdüğü an da bu özel zamanlardan diğeridir. O bahçenin ihtişamı Tanrı’nın gözündeki değerimiz ve güzelliğimizle paralel gider.Özellikle Mack’in içinde bulunduğu durum, acıları, hayal kırıklığı, haksızlığa uğramış hissedişi, isyanını simgeleyen o karmaşa, bahçede de yabani otlar olarak simgelenir. Ve Kutsal Ruh tarafından bu otlar ayıklanmaya başlar.Elbette Mack de kendi emeğini vermekle sorumludur. Yabani otlardan geriye bahçenin neredeyse ortasında kara ve çıplak bir toprak kalır. Fakat o kara toprak, Mack’in kızının katilini bağışladığı (bir başka sahnede babasını da affettiğini görürüz), kızının ölümünü kabullendiği ve şifa vermesi için Tanrı’ya izin verdiği noktada yerini yepyeni bir yaşam ağacına bırakır. Bu özel an, Kutsal Ruh’un Mack’in kızının başına gelenlerle ilgili açıklama beklediği o ilk anlarda verdiği cevapla ilintili olarak izler.

“Açıkçası hiçbir şeyi açıklamıyoruz. Ama izin verirsen iyileştirmek istiyoruz.”

Gerçekten birçok şeye açıklama beklediğimizde,bizim cevaplarımızın her zaman O’nun cevapları olmadığını anladığımızda ve aslında gerçek Tanrı’yı ve gerçek insanı tanıyıp bildiğimizde bir açıklamaya da ihtiyaç duymayız. Güvenimiz, tam da filmdeki Baba Tanrı’nın söylediğine tutunmaktır.

“Bütün karmaşanın içinde iyilik için etkinim.”

Film bu üç kişi ile kurduğu dostluk,filmdeki Baba Tanrı’nın “Din çok iş demek. Ben köle istemiyorum. Ben arkadaş istiyorum.” Sözüne paralel olarak gider. İsa’nın İncil’de geçen “Size dost dedim” sözlerini hatırlatır. Bu dünyada İsa’nın sadece söylediği değil; ama bu dünyadayken kişisel olarak da gösterdiği bir ilişki şeklidir.

Filmi (ya da kitabı) bir kurgu olarak değerlendirdiğimizde yazar istediği gibi, özgürce hayal kurmakta, yazmakta,yorumlamakta serbesttir. Kimse onu bu anlamda eleştiremez elbette. Bununla birlikte filmi doğru bir bakış açısıyla izlemek, kurguyu kendi içinde anlamaya çalışmak ve sonunda hiçbir şeyi sorgusuz kabul etmemek konusunda göstereceğimiz duyarlılığı benzer şekilde inanç konusunda da göstermemiz, bizi gerçeğin kendisinden uzaklaştırmaktan koruyacaktır.

Serda Ayık Sez

Tartışmaya katılın

Yazarın Diğer Makaleleri

Dondurulmuş Umut

Orijinal ismiyle “Hope Frozen”, yönetmenliğini Pailin Wedel’in yaptığı, 2019 yılı yapımı bir Tayland belgesel filmi. Yaklaşık üç yaşındaki kızlarını ender görülen bir beyin tümörü sebebiyle kaybeden bir ailenin hikayesi bu… Belgesel, çiftin...

8 Mart Üzerine Düşünceler

Günümüzde birçok alanda yaşanılan haksızlıklar, eşitsizlikler, şiddet, zulüm insanlık için utanç kabul edilen eylemler arasında yer alır. Umutlar eşit, özgürlükçü, şiddetin olmadığı bir zaman ve mekana yöneliktir. Elbette bu umudu bireysele...

Vahşi Dürüstlük

Birbirinden tamamen farklı müzik türlerini dinlemeyi sevsem de, heavy metalin kendine özgü vokali her zaman ilgimi çekmişti. O sesin bir insandan çıkabilmesine duyduğum şaşkınlık ve imkânsızlığına dair duyduğum inanç ille de dijital bir yardımcı...

Ruhsal Esneme

Sabahları sadece 10 dakikamı esnemeye ayırmamı istemişti doktorum. Bunun faydasını çokça göreceğimi de eklemişti. Bir zamanlar haftanın beş günü spor yapabilen biri olarak bu salgın döneminde evde oturmaktan parmağımı bile kıpırdatacak gücü kendimde...

Müjde

Müjde, bizler için ne anlam ifade eder? Gündelik yaşamda “müjde” diye gelenin ardında ne vardır? Belki aileye yeni bir üyenin katılması. Belki iş yerinde bir terfi. Belki ölümle yaşam arasındaki çizgiden dönüş. Belki ne zamandır beklediğiniz bir...

İnsanın Anlam Arayışı (2)

“İnsanın Anlam Arayışı” kitap incelememizin birinci bölümünde Logoterapinin ne olduğunu, Frankl’ın kamp hayatına girişini, tüm eski hayatını geride bırakışını ve derin, tarifsiz yalnızlığın içinde nasıl bir ayakta kalma metodu seçtiğini görmüştük...

FideCultura

Son eklenenler