Kosmos, Reha Erdem’in yazıp yönettiği 2009 yapımı filmidir. Başrollerini Sermet Yeşil ve Türkü Turan paylaşırken, Saygın Soysal ve Serkan Keskin gibi isimler de filmde yer alır.

            Hikâye, o hiç bitmeyecekmiş gibi görünen soğuğunda, Ermenistan sınır kapısının açılma ihtimalinin konuşulduğu bir zamanda Kars’ta geçer. Film, nereden geldiği belli olmayan, ucu bucağı görülmeyen karların içinden koşarak ve ağlayarak gelen bir adamla, Battal’la başlar. Battal daha gelir gelmez nehirde ölmüş bir çocuğu dirilterek sıra dışı bir hikâyenin, sıra dışı kahramanı olduğunu da böylece göstermiş olur. Yeni gelen misafiri kahvelerinde konuk eden yöre halkı, böylesi bir diriliş mucizesine beklenenden çok daha az tepki veriyor gibi görünse de, Battal’ın bilgeliği bu defa sözleriyle kahvedekileri fetheder.

“Herkesin başına her şey aynı şekilde geliyor. İyiyle kötünün, cömertle cömert olmayanın başına gelen şey aynı. İyi adam nasılsa, suç işleyen de öyle. Yemin edenle, yeminden korkan aynı birbiri gibi… Hayatta her şeyde bela şu ki: herkesin başına gelen şey aynı. Hem de insan oğlunun yüreği kötülükle dolu. Ve ömürleri devamınca yüreklerinde delilik var. Ve sonra ölülere katılıyorlar. Çünkü bütün yaşayanlarla beraber olan için ümit var. Çünkü sağ köpek ölü aslandan iyi. Çünkü yaşayanlar biliyorlar ki ölecekler. Fakat ölüler bir şey bilmez. Ve artık onlar için bir ödül yok. Çünkü onların anılması unutulmuş.”

            Ermenistan sınır kapısının açılma olasılığı yöre halkının iki gruba ayrılmasına sebep olmuştur. Yabancıları istemeyen bir kesim, diğer yanda da kalkınma olasılığının doğma ihtimaliyle kapının açılmasını destekleyen de başka bir kesim vardır. Yabancıları sevmeyen kesim bir ağız araması yaparak Battal’ı anlamaya çalışır ve tam da bunun karşılığında o bilge sözlere yeniden muhatap olur.

“Yeryüzünde ne kötülük olacağını asla bilemezsin. Eğer bulutlar yağmur yüklüyse yeryüzüne boşalırlar. De ki bir ağaç devrildi, nereye devrilirse, ister güneye, ister kuzeye kadar orada kalır. Ne fayda? Ne gördüm, neyi bildim? Tek bulduğu Allah insanı doğru yarattı, fakat onlar çok düzenler aradılar.”

            Film boyunca hiç eksilmeyen bomba sesleri aynı zamanda Battal’ın hayatını kurtardığı adamın kesimhanesi seyirciyi rahatsız etmenin ötesinde başka bir yerlere işaret eder gibi durur. Özellikle o kesimhanede akan kan, hayvanların çaresiz, donuk bakışı insanın hayvan olsun ya da insan olsun şiddete eğilimini sarsıcı ve kulak tırmalayıcı bir şekilde sunar. Kars’a sürülen bir öğretmeni, korktukları için havlayarak sokakta köşeye sıkıştıran köpeklerden kurtaran Battal, yine tanıdık sözlerle durumu kendince açıklar.

            “Onlar sahipsiz onların başına gelen de insanlar yüzünden. Çünkü hakkın yerinde kötülük var. Adaletin yerinde kötülük var. Aslında insanoğlunun başına gelen, hayvanların başında da geliyor. Başlarına gelen şey aynı. O nasıl ölüyorsa, öteki de öyle ölüyor. Hepsinin bir soluğu var. İnsanın hayvana bir üstünlüğü yok efendim. Çünkü hepsi boş. Çünkü hepsi aynı yere gidiyorlar. Hepsi aslında topraktan ve hepsi yine toprağa dönüyor.”

Battal yöreye geldiği gibi takılı olan saat çalışmaya, dilsiz olan çocuk konuşmaya başlar. Astımı yüzünden sürekli öksüren adam sağlığına kavuşur. Bununla birlikte yörede, seri soygun hadiseleri yaşanır. Çalıştığı hiç görülmeyen, kendisine iyilik ederek kahvesinde çalışmak şartıyla gece kalmasına izin vereceğini söyleyen kahve sahibinin de kendisine açtığı imkânı dikkate almayan Battal, tükenmeyen bir para kaynağı ile ortalıkta dolaşmaktadır. Çalışmakla ilgili kendisine yöneltilen eleştirileri de yine o bilgece ifade ile yanıtlar.

“Ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim. Yüreğim verdiğim bir şeyin karşılığını ummasın diye yüz çevirdim. Çünkü bütün emeğinden ve emek çeken yüreğin çabalamasından insan ne fayda var bulamadım. Çünkü o zaman insanın günleri dert emeği keder oluyor. Geceleri bile yüreği rahat etmiyor. İnsan için yemeden ve içmeden ve emeği ile onu sevindirmeden başka bir şey yok. Bunu yapan da Allah. Çünkü Allah hikmeti, bilgiyi, sevinci kendi önünde iyi olan adama veriyor. Fakat Allah’ın önünde iyi olana versin diye toplama ve yığma zahmetini suç işleyene veriyor. Aşk istiyorum…”

Tam da bu sırada kahveye giren Neptün Battal’ın aradığı aşka denk düşer.

“İşte bak bir nar cenneti. Diri suların kuyusu. Ben bununla kendimden geçerim. Bakışı seher gibi güneş gibi temiz, ay gibi güzel. Bu kız da kim, ben bilirim.”

Fakat bu sefer biraz ileri gitmiştir Battal. Kızın babası tepkisini sigarasını Battal’ın elinin üzerinde söndürerek verir. Bir başka mucize de yine bu noktada yaşanır. Battal sadece başkalarına şifa vermekle kalmaz. Elindeki yanık izi de saatler içinde kaybolur gider.

Film boyunca Kutsal Kitap’a yapılan atıflar filmin omurgasını oluşturur. Filmde sadece Vaiz’den değil, ama aynı zamanda mezmurlardan, Ezgiler Ezgisi’nden yaptığı alıntılara, kurtarıcı figürüne, günahsız olanın ilk taşı atması konusuna ve dahi el üstünde söndürülen sigaranın açtığı izin belki de Mesih’in ellerindeki çivi izine yaptığı göndermeye kadar birçok Hristiyan inancına dair motiflere rastlamak mümkündür.

Reha Erdem’in kendi tabiri ile tanımlamak gerekirse Battal, saf insanı, normal ahlaki yapının ötesinde bir ahlaki yapıya sahip insanı temsil eder. Elbette böyle bir karakteri ortaya çıkarırken tanrısal bilgeliğe sahip Süleyman’dan ya da insan ötesi varlığı ile Mesih’ten esinlenmiş olması gayet anlaşılır gözükmektedir.

Reha Erdem kendince insanüstü bir varlık çizmiş olsa da aslında bu insan üstü varlığın hayatını, gücünü, sahip oluğu her şeyi sorgulama sebebini yani konunun özünü çoktan gözden kaçırmış ya da belki de görmek istememiştir. Erdem, yaşadığı dünyaya baktığı gözlükler çerçevesinde, kendi eksikliğini hissettiği alanlar dahilinde bir karakter yaratır. Elbette sanatsal açıdan yaratım özgürlüğü ve sınırsızlığı esin aldığı kişiler ve inançlar konusunda da ona geniş bir kaynak sunarak bir kurgu ortamı yaratır.

Fakat sıra onun elinden çıkıp seyircisine ulaşan kahramanı incelemeye geldiğinde ise; yarattığı zamanın ötesindeki bu saf insanın en büyük yoksunluğunun ve bilgeliğinin hastalıklı eksikliğinin Tanrı’ya sahip olamamasında gizli olduğunu görürüz. Gerçek saf insandan bahsetmek istersek bunun ancak bir yolculuk olabileceğini, bu yolculuğun refakatçisinin de ancak İsa Mesih olması gerektiğini hatırlamamız gerekir. Bu yüzden Vaiz her şeyin boş olduğunu defalarca tekrar etse de nihayetinde bizi unutmamamız gereken o güce yönlendirir. Çünkü her şeyin görülüp duyulduğu bu yerde tek bir şeye ihtiyacımız vardır:

“Gümüş tel kopmadan,

Altın tas kırılmadan,

Testi çeşmede parçalanmadan,

Kuyu makarası kırılmadan,

Toprak geldiği yere dönmeden,

Ruh onu veren Tanrı’ya dönmeden,

Seni yaratanı anımsa.”

 Vaiz 12:6-7

Yazan: Serda Ayık Sez

Tartışmaya katılın

Yazarın Diğer Makaleleri

Seçilmiş

Yönetmenliğini Phillip Noyce’un yaptığı, başrollerini Brenton Thwaites, Jeff Bridges, Meryl Streep, Katie Holmes ve Alexander Skarsgard’ın paylaştığı 2014 yılı yapımı film olan “The Giver-Verici”, Lois Lowry’nin “Giver Quartet” olarak...

Göçebe Diyarı

Göçebe Diyarı (Nomadland), Jessica Bruder’in 2017 yılında yazdığı “Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century” kitabından Chloe Zhao’nun senaryolaştırdığı 2020 yılı yapımı filmidir. Chloe aynı zamanda filmin hem yapımcılığı ve hem de...

Mary ve Max

Mary ve Max, Adam Elliot’un yazıp yönettiği ve kendi hayatından esinlenerek hamur animasyon olarak perdeye yansıttığı filmidir. Filmde Toni Colette, Philip Seymour Hoffman, Barry Humphries ve Eric Bana gibi isimler de seslendirmede yer alır. Mary ve...

Gizli Bir Hayat

Bu dünyada kafası “acı sorunu” ile karışmamış ya da ucundan kıyısından bir şekilde acıya dokunmamış insan yoktur sanırım. O acıya bakmak, üzerinde düşünmek, bir şekilde onun hakkında yorum yapabilmek ise her zaman ve herkes için kolay da olmayabilir...

FideCultura