Mary ve Max

Bölümü oynat

Mary ve Max, Adam Elliot’un yazıp yönettiği ve kendi hayatından esinlenerek hamur animasyon olarak perdeye yansıttığı filmidir. Filmde Toni Colette, Philip Seymour Hoffman, Barry Humphries ve Eric Bana gibi isimler de seslendirmede yer alır. Mary ve Max, takıntılar, hastalıklar, bağımlılıklar, öz-değer, ölüm, yaşam, zorbalık, arkadaşlık, aile gibi konulara yaklaşımı ve bu konuları işleyişi ile mutlaka izlenmesi gereken bir film olarak karşımıza çıkar. Tam da bu özellikleri sebebiyle de çocuk filmi olmaktan daha çok bir yetişkin filmidir. Üzerinde düşünmekten, yazıp çizmekten asla vazgeçilmeyecek sevgi ve dostluk konusu, 44 yaşında New York’ta yaşayan Yahudi, Asperger Sendromlu bir adam olan Max’le, Avusturalya’nın ücra bir köyünde yaşayan 8 yaşındaki bir kız çocuğu olan Mary’nin mektuplaşmalarla kurdukları arkadaşlık üzerinden anlatılır.

Mary, ilgisiz bir baba, alkolik, kleptoman ve kızını “kaza” olarak gören bir anne ile yaşamaktadır. Tek arkadaşı kendi yaptığı oyuncaklardır. Mary kendine göre hayalleri olan, sessiz, mutsuz, tuhaf bir çocuktur. Evde yaşadığı istismar, okul ve sosyal hayatında yaşadığı zorbalık ve dışlanma da Mary’i iyice yalnız bırakmıştır. Bir gün aklına takılan bir soruyu, postanede rehberden tesadüfen seçtiği adreste oturan Max Jerry Horowitz’e mektup yazarak sorar ve böylece ikilinin mektup arkadaşlığı başlamış olur.

Max, aralarındaki hem mesafe hem de yaş farkına rağmen, travmatik bir aile, zorbalık, yalnızlık, anlaşılmazlık, çikolata ve çizgi film karakteri Noblet hayranlığı ile Mary ile yine de ortak noktada buluşur. Max’in tek dileği, ömrü boyunca yetecek kadar çikolataya, tüm Noblet oyuncaklarına ve bir de arkadaşa sahip olabilmektir. Bunlar aslında birbirinden tamamen farklı olan bu iki insanın özlemle bekledikleri ilişkiyi mektupla da olsa sağlamasına aracılık eder.

Bununla birlikte bu ilişki bir şekilde Max için zararlı da olmaktadır. Bir yandan pek çok şeyi paylaşsalar da diğer yandan Max her mektupla kaygı atağı yaşar. Sonunda Max’e Asperger Sendromu teşhisi konur. Aslında bu noktada Max’in hastalığını anlattığı mektubu, kendimizde ille de değiştirmeye çalıştığımız, kusur olarak gördüğümüz yanlarımıza nasıl baktığımız konusunda dikkat çekicidir. Kendisiyle barışık olan Max, Asperger Sendromu’na “Aspi” olarak seslenerek onu çoktan ve yumuşaklıkla kabul etmiştir. Max’in asıl tahammül edemediği, onu birçok şeyden ayıran, birçok şeyi anlamlandırmasını zorlaştıran bu nöro-gelişimsel sorunun sadece çok özel bir yanıdır.

“Dr.Bernard Hazelhof beynimin sorunlu olduğunu, ama bir gün mutlaka tedavisinin bulunacağını söyledi. Bunu söylemesinden hoşlanmadım. Kendimi sakat, kusurlu ya da iyileşmeye ihtiyacım var gibi hissetmiyorum. Aspi olmayı seviyorum. Bu göz rengimi değiştirmek gibi olurdu. Değiştirmek istediğim tek bir şeyim var. Keşke düzgün bir şekilde ağlayabilsem.”

Filmin en dokunaklı sahnelerinden birinde Max, hissettiği duyguları hakkını vererek yaşayabilmenin özgürlüğünden başka bir şeye ihtiyacı olmadığını bu sözlerle anlatır. Mary her şeye bir çözüm bulma misyonunu üzerine alarak bu konuda da uzaklardaki tek dostunu çaresiz bırakmaz. Kendi gözyaşlarını bir şişeye doldurarak, ihtiyacı olduğunda kullanması için Max’e gönderir.

Bu sırada Mary evlenmiş, üniversitede yüksek başarı elde etmiş ve yine Max’e yardımı olması umuduyla Asperger Sendromu konusunda kitap yazmıştır. Mary kitabıyla büyük bir başarı sağlasa da bu haber Max’i yeniden kaygıya sevk eder ve öfkesini, kırgınlığını mektupları yazdığı daktilosunun M tuşunu söküp Mary’e göndererek gösterir. Mary Max’in kırgınlığından dolayı çok üzülür ve hayat onun için anlamını yeniden yitirir. Max sayesinde kazandığı özgüveni yine onun hayatından çıkışı ile yerle bir olmuştur. Annesi gibi Mary de kendini içkilerle avutmaya başlar. Kocası, aslında belki de insan olarak her şeyi kontrol etme, düzeltme, hayatı ille de bizim istediğimiz gibi kusursuz şekilde devam etmesini sağlama isteğimize atıfta bulunması açısından önemli bir mektupla evi terk eder.

“Bir zamanlar sevdiğim kadından arda kalanları izlemek artık bana çok zor geliyor. Akıl hastalıklarıyla ilgili çalışman gerçekten takdire şayandı, ama tedavi arayışların tamamen yanlış yola sapmış durumda. Mary, dünyanın bütün kırışıklıklarını düzeltebilecek bir mucize güzellik kremi olmadığının farkına varmalısın. Seni seviyorum Mary…”

Günler günleri takip ederken Mary yaşamını sonlandırma kararı verdiği noktada Max’den gelen bir mektupla yeniden hayata döner. Max mektubunda onu affettiğini ve bu affetme sürecini de yine herkesin kendini kolaylıkla içinde bulacağı sözlerle anlatır. 

“Sevgili Mary,

Seni affettiğimin bir göstergesi olarak sana bütün Noblet koleksiyonumu gönderiyorum. Kitabını aldığımda beynimin içindeki duygular sanki çamaşır kurutma makinesinin içinde birbirini eziyor gibiydiler. Aynı dudaklarımı yanlışlıkla zımbaladığımdaki acı gibiydi. Seni affetmemin sebebi senin kusursuz olmaman. Sen de kusurlusun, ben de… Hiç kimse kusursuz değildir. Hatta evimin önünde yere çöp atan adam da. Ben gençken, kendimden başka herkes olmak isterdim. Dr. Bernard Hazelhof dedi ki, ancak ıssız bir adaya düşersem kendimle barışabilirmişim. Yalnızca ben ve hindistancevizleri… Kedimi kusurlarımla kabul etmem gerektiğini söyledi. Kusurlarımızı kendimiz seçemeyiz. Onlar bizim parçamız ve onlarla yaşamak zorundayız. Ama yine de arkadaşlarımızı seçebiliyoruz ve ben seni seçtiğim için çok memnunum. Dr. Bernard Hazelhof ayrıca herkesin yaşamı uzun bir kaldırım gibidir dedi. Bazılarının taşları iyi döşenmiştir. Benim gibi diğerlerininkiler çatlaklar, muz kabukları ve izmaritlerle doludur. Senin kaldırımın da benimki gibi, ama muhtemelen benimki kadar çatlak dolu değil. Umarım bir gün kaldırımlarımız kesişir ve bir kutu şekerli sütü paylaşabiliriz. Sen benim en iyi arkadaşımsın. Sen benim tek arkadaşımsın.

Amerikalı mektup arkadaşın,

Max Jerry Horowitz”

Yaşamdan hoşnutsuz, kaybolmuş, korkmuş, kaygılı, terk edilmiş, yalnız ve bağ kurmaya ihtiyaç duyan ortak insanlık halinin en güzel, en duygusal, en saf halini Mary ve Max’in mektup arkadaşlığı ile verir film bize. Bu film aracılığıyla da sevdiklerimizi rahatlıkla göremediğimiz, dilediğimiz gibi zaman geçiremediğimiz, onlara sarılıp, dokunamadığımız ve sevgimizi göstermenin belki birçok yönünü kullanamadığımız pandemi dönemini de düşündüğümüzde, Tanrı’nın bizi iletişimsel varlıklar olarak yaratmasının gerçekliği bir kez daha somutlaşır.           

Tanrı’yı tanımanın ayrıcalığı ise hayatımızdaki her türlü koşula rağmen değişmeyen bir gerçeklik olarak bizi sonsuz teselli eder. İletişimde zorlandığımız, bizi doğru anlamak konusunda ısrarla yanlış tarafta durmayı seçen arkadaşlarımıza, travmatik geçmişleri ile bizleri bambaşka travmalara gark eden ailelerimize, kendi kişisel travmatik deneyimlerimize rağmen, Tanrı’nın dostluğunu kazanmış olmak, her şeyin üzerinde dünyaya bedeldir. Gerçek öz-güven, sizi siz olarak bilen İsa’nın dostluğunda gerçekleşir. Tüm o anlaşılmazlıkların, yalnızlıkların, zorbalıkların içinde yanı başınızda kimse olmasa da O vardır! Gerçek sevgi, gerçek anlayış ve gerçek kabulle…

“Artık size kul demiyorum. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim.”

Yuhanna 15:15

Yazan: Serda Ayık Sez

Serda Ayık Sez
Tarafından yayımlandı
Serda Ayık Sez
Tartışmaya katılın

Diğer makaleler

Bölüm 128

Seçilmiş

Yönetmenliğini Phillip Noyce’un yaptığı, başrollerini Brenton Thwaites, Jeff Bridges, Meryl Streep, Katie Holmes ve Alexander Skarsgard’ın...

Bölüm 126

Göçebe Diyarı

Göçebe Diyarı (Nomadland), Jessica Bruder’in 2017 yılında yazdığı “Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century” kitabından...

Bölüm 123

Gizli Bir Hayat

Bu dünyada kafası “acı sorunu” ile karışmamış ya da ucundan kıyısından bir şekilde acıya dokunmamış insan yoktur sanırım. O acıya bakmak...

FideCultura
Bölüm 125