Hiper Görüş ve Babil Kuleleri

Bölümü oynat

Medya ve teknolojinin etkileri hakkında oldukça fazla tartışma yapılmaktadır.  “Google bizi aptallaştırıyor mu?” “Twitter ruh için kötü mü?” “Facebook ilişki biçimlerimizi değiştiriyor mu?” Gerçekte bocalayan zihinlerimizi, ahlâkımızı ve toplumlarımızı sorgulayan makalelerin (ironik olarak suçlanan, sanal ortamlar aracılığıyla bize ulaşan) sayısında yakın zamanda bir artış göze çarpmaktadır. Bazıları düşünce kalıplarının değişimine, 140 karakter ya da daha azını tercih eden dikkat sürelerine, bilgi açgözlülüğüne, haber bağımlılığına ve benzeri konulara dikkat çekmektedirler. 

Aslında bana göre bütün bunların bizi iyi ve kötü yönde nasıl değiştirdiği hakkında düşünmek,  bilgi ve ağ iletişiminin akıcı trafiği dışına çıkmak için iyi bir neden vardır. Her yeni gelişimle ve icatla birlikte kazanç ve kayıp kaçınılmaz olarak gelmektedir. Medya ve teknoloji ilahlarının aleyhine çarçabuk bir tez kurabileceğimiz gibi, aynı zamanda hali hazırda internetten okuduğumuz makalelerden aldığımız notları Google’da kontrol edebilir, konu hakkında Twitter’dan yirmi farklı görüş edinebilir ve az önce bahsettiğim başlıklarda bir yazarla yapılan bir röportajı izleyebiliriz.  Böylesine muazzam bir bilgi deposuna anında erişmenin belirgin avantajları vardır. İnsanlara, haberlere ve olaylara hiper-erişim, dünya görüşümüz ve kavrayışımız üzerinde geniş ölçüde etkiler bırakır.

Twitter ya da Google’ın harikaları üzerindeki tartışmalardan yıllar önce Malcolm Muggeridge aşırı bilginin olasılıklarını önceden görmüş; “Bilgi biriktirmek açgözlülüğün bir türüdür ve Midas’ın öyküsünün bir diğer versiyonunu andırır” diye yazmıştır.  “İnsanoğlu bilgiye karşı o kadar doyumsuzdur ki, dokunduğu her şey gerçeğe döner: imanı teolojiye, sevgisi şehvet düşkünlüğüne, bilgeliği bilime dönüşür. Anlamın peşinde koşarken gerçeği ihmal eder.”  diye devam eder. Diğer bir ifadeyle Muggeridge, artık gerçekten görmeyecek duruma gelene dek haber programı seyretmenin, artık duymayacak duruma gelene dek demeçler dinlemenin ve artık anlamayacak duruma gelene dek “son dakika haberi” izlemenin mümkün olduğunu görmüştür. 

Muggeridge’den yüzyıllar önce konuşan Peygamber Yeşaya ve İsa Mesih, dinleyicilerini benzer şekilde tanımlamışlardır.  “Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur” dedi İsa, “Çünkü, ‘Gördükleri halde görmezler, Duydukları halde duymaz ve anlamazlar” (krş. Matta 13:13, Yeşaya 6:9-10).  Hiç şüphesiz, enformasyonun ve bilginin devasa fırsatlarının karmaşıklaştırdığı bir çağda yaşıyoruz: haber klipleri, sözlü demeçler, bloglar ve makaleler; hepsi birden o kadar yükseğe yığılmış durumdalar ki olaylar kalesinin etrafını güçlükle görebiliyoruz. Fakat belki yaşadığımız çağdan bağımsız olarak, kendi ötemizi görmek için inşa ettiğimiz; ama yine de ironik olarak görüşümüzü engelleyen Babil Kuleleri inşa etmekteki becerimizin eşi benzeri yoktur. “Göklere erişecek” bir biçimde düşünmeyi öğrenmek ya da Einstein’ın bir keresinde dediği gibi “Tanrı’nın düşüncelerini düşünmek”, olayların oluşturduğu dağları görmekle değil, Tanrı’yı kutsal dağında görmekle ilgili bir kavramdır.   

Heykel sanatında bir sanatçının biçimsiz bir kayaya bakıp onu tamamlanmış haliyle görebilme yeteneğini tanımlayan bir terim kullanılır. Heykeltıraş Henry Moore’un “hiper-görüşe”, yani biçimsiz bir madde içerisinde gizlenmiş biçimi ve güzelliği görme yeteneğine sahip olduğu söylenir. Hiper-görüş, bir sanatçının dört boyutlu uzayda görebilmesini, yani maddenin dış yüzeyini tamamen görmenin yanı sıra içindeki bütün noktaları da görme ve kaba bir kaya parçasında sanatın hayranlık uyandıran olasılıklarını algılayabilme becerisini ifade eden bir sözcüktür.   

O halde hiper-görüş uygulaması, buna göre, kaba ve biçimsiz olayların oluşturduğu yüksek dağlarımıza uyarlanabildiği haliyle, Tanrı’nın bizi yorulmaksızın yapmaya çağırdığı bir iştir. Kendi şöhretimiz için bilgi kuleleri inşa etmenin ya da artık duymayacak duruma gelene dek demeçler yığmanın aksine, etrafımızdaki dünyayı “hiper-görmek” (ya da hiper-duymak) için Tanrı’nın vizyonuna, sesine, vahyine ve ilişkisine gerek vardır.  “Bana yakar da seni yanıtlayayım; bilmediğin büyük, akıl almaz şeyleri sana bildireyim” (Yeremya 33:3).  Sadece olayların meydana getirdiği bir dünyadan çok daha iyi olan şey, Tanrı’nın bilgeliğidir ve O’nu tanımaktan ileri gelen bilgi sayesinde görünür olan dünyadır.

O’nu görebilelim diye kendisini açıklamış olan Tanrı’yı görmeyi öğrendikçe bilginin, fikirlerin ve insanların dünyasını “hiper-görmeyi” de öğreniriz. Süleyman’ınkinden daha üstün bir hikmetle konuşan Tanrı, yani bilgeliğin Babası, kendi sözü aracılığıyla öğretir: 

“… bilgeliğe kulak verip Yürekten akla yönelerek Sözlerimi kabul eder, Buyruklarımı aklında tutarsan, Evet, aklı çağırır, Ona gönülden seslenirsen, Gümüş ararcasına onu ararsan, Onu ararsan define arar gibi, RAB korkusunu anlar Ve Tanrı’yı yakından tanırsın. Çünkü bilgeliğin kaynağı RAB’dir. O’nun ağzından bilgi ve anlayış çıkar. Doğru kişileri başarıya ulaştırır, Kalkanıdır dürüst yaşayanların. Adil olanların adımlarını korur, Sadık kullarının yolunu gözetir. O zaman anlarsın her iyi yolu, Neyin doğru, haklı ve adil olduğunu. Çünkü yüreğin bilgelikle dolacak, Zevk alacaksın bilgiden.” (Özdeyişler 2:1-10) 

Belki dirilişin gücünü, İsa’nın görkemini, Rab’bin sofrası armağanını ya da benzetmelerdeki bilgeliği görmeyi öğrendikçe, “hiper-görüş” uygulamasını ilerleterek gündelik olaylara, ilişkilere ve hayatlarımızdaki hareketlere tatbik edebiliriz. İmanımız için hayati önemde olan İsa’nın dirilişi, ölü bedenin yaşama geri dönüşü O’nda sahip olduğumuz diğer vaatlerden daha sarsıcı değildir. Bu vaatleri şimdi kısmen görebiliyorken, tümünün sıra dışı olasılıklarını “hiper-gördüğümüz” zaman tamamlanmış hallerine benzeyeceklerdir: “Her vadi yükseltilecek, Her dağ, her tepe alçaltılacak. Böylelikle engebeler düzleştirilecek, Sarp yerler ovaya dönüştürülecek. O zaman RAB’bin yüceliği görünecek, Bütün insanlar hep birlikte onu görecek. Bunu söyleyen RAB’dir.” (Yeşaya 40:4-5)

O zaman körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak; Topallar geyik gibi sıçrayacak, Sevinçle haykıracak dilsizlerin dili. Çünkü çölde sular fışkıracak, Irmaklar akacak bozkırda. (Yeşaya 35:5-6)  Olaylarla ve bilgiyle aşırı şişirilmiş bir dünyada temiz yüreklilerin gerçekten göreceği görüntüler ve sesler işte böyle olacaktır.

Yazan: Jill Carattini
Çeviren: Senem Ekener

Admin
Tarafından yayımlandı
Admin
Tartışmaya katılın

Diğer makaleler

Bölüm 152

Darmadağın Evim

Kathleen Norris, “Üzgün Canavar” adında bir şiir yazan küçük bir çocuğun hikâyesini anlatır. Şiir bir itirafla başlar: “Babasının ona...

FideCultura

Son eklenenler

Bölüm 157