İman Savunucusunun İlk Sorusu

Bölümü oynat

İncil’in etkisi önündeki en büyük engelin, cevaplar sağlamaktaki yetersizliğinden değil, onu hayatımızda net bir şekilde yaşamaktaki başarısızlığımızdan dolayı olduğuna kuşkum yok. Hristiyan inancında henüz yeni olduğum yıllarda bir Hindu arkadaşımla konuştuğumu hatırlıyorum. İmanın yarattığı değişimin doğaüstü oluşunu sorguluyordu. İman sonucunda gelen değişimin sadece daha etik bir hayat sürme kararından başka bir şey olmadığında ısrar ediyor ve pek çok durumda diğer etik dinlerden bir farkı olmadığını söylüyordu. Bu argümanı daha önce duymuştum. Ama sonra asla unutmadığım bir şey söyledi: “Eğer bu değişim gerçekten doğaüstüyse, neden tanıdığım pek çok Hristiyan’ın yaşamında daha belirgin değil?” Bu gerçekten de zor bir soruydu. Aslında o kadar rahatsız edici bir soruydu ki bence iman karşısındaki meydan okumalar arasında en zorlu soru buydu. İncil’e yönelik entelektüel meydan okumalar söz konusu olduğunda kişisel imanımda asla debelenmedim; ama Hristiyan inancının neden daha görünür olmadığını anlamaya çalışırken ruhumda rahatsızlık hissettiğim çok oldu.

Bir arkadaşım, büyük bir Amerikan Üniversitesi’nde verdiği seminerin ardından, organizatör tarafından arabayla havaalanına götürülüyordu. Söylediği şey onu çok şaşırttı. Şöyle dedi, “Eşim dün komşumuzu seminerinize davet etti. Kendisi bir tıp doktoru ve daha önce hiç böyle bir seminere katılmamıştı. Eve dönüş yolunda, eşim ona semineriniz hakkında ne düşündüğünü sormuş.” Bir an duraksayıp devam etti, “Ne dedi biliyor musunuz?” Arkadaşım biraz isteksizce başını salladı. “Şöyle demiş ‘Bu çok etkileyici bir konuşmaydı. Argümanlar çok ikna ediciydi. Bunun özel hayata nasıl yansıdığını merak ediyorum.’”

Hindu arkadaşım Hristiyanların yaşamında ruhsal dönüşüme tanık olmadığı için, nasıl bir cevap alırsa alsın hükümsüz kalıyordu. Arkadaşıma semineri ile ilgili yorum yapan doktorun durumunda ise cevaplar entelektüel ve tatmin ediciydi; ama gene de bunları beyan eden kişinin yaşamında gerçekten fark yaratıp yaratmadıklarını bilmeye ihtiyacı vardı. İrlandalı İncil müjdecisi Gypsy Smith bir keresinde şöyle demiştir, “Beş adet İncil vardır. Matta, Markos, Luka, Yuhanna ve Hristiyan; bazı insanlar ilk dördünü asla okumayacaktır.” Diğer bir deyişle, mesaj işitilmeden önce görülmektedir. Hem Hindu arkadaşım hem de Amerikalı doktor için sorularına aldıkları cevaplar yeterli değildi; bu cevapları onlara verenin görünür biçimde değişmiş olup olmadığına dikkat ediyorlardı.

1 Peter 3:15 ayeti bize tanımlayıcı bir ifade sunmaktadır: “Mesih’i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. İçinizdeki umudun nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye (apologia)  her zaman hazır olun. Yalnız bunu yumuşak huyla, saygıyla yapın.” Uygun yanıt vermeden önce kişinin belli bir önkoşulu yerine getirmesi gerektiğine dikkat edin. İmanını savunan kişinin hayatı üzerinde Mesih’in Rab olması verilen her yanıtın temelidir. Petrus diğer öğrencilerin içinde soru sormayı ve insan yüreğinin dönekliğini iyi bilen bir elçiydi. Anlık cazibeler yaratan görsel şeylerin ayartıcı gücünün farkındaydı. Bir insana ihanet etmenin ve başarısız olmanın ne demek olduğunu biliyordu. İncil’in müjdesini açıklamaya çalışmanın ne olduğunu biliyordu; tıpkı Pentikost Günü’nde yaptığı gibi. Petrus’un iman savunucusunun yüreği hakkında yaptığı etkin tanım, bütün savunma girişimlerinin temelidir.

Karakterin ardından iki zorunluluk gelir: yaşanan hayatın kalitesi ve verilen cevapların berraklığı. Hristiyanların yaşam biçimi imanlılar kadar kuşkucular üzerindeki etkiyi de belirleyecektir. Bu sınırlayıcı bir çizgidir, çünkü imanlının iddiası benzersizdir. İddia edilen şey “yeniden doğmaktır.” Ne de olsa, hiçbir Budist, Hindu ya da Müslüman adanmış dindarlıklarının doğaüstü olduğu iddiasını taşımaz, çünkü çoğu kez sabit bir hayat biçiminde yaşayıp giderler. Ve sözüm ona Hristiyanlar, bir yandan öğretilebilecek en asil gerçekleri öğretirken, diğer yandan o güzellikten ve karakterden yoksun bir hayat sürerler. İman savunmasında şu soru çok sık sorulur: “Eğer yalnız tek bir yol varsa, bütün yaratılış içerisinde bu yola hak kazananlar neden bu kadar az?” Bu soru aslında göründüğünden daha da etkilidir. Üstelik ardından şu soru da gelmelidir: “Peki hak kazanan bu azınlık içerisinde, bunu bizzat yaşayanlar neden daha da az?”

İman savunucusunun ruhsal durumu ve karakteri engin bir öneme sahiptir. Mesih’in kişiliğini yansıtan bir yaşam sürme çağrısı iman savunması yapmak isteyen herkese yapılan nihai çağrıdır.

İsa kuyu başındaki kadınla konuştuğu zaman (Yuhanna 4:1–26), kadın İsa’ya birbiri ardına sorular sormuştur. Rab’bin sözünü esirgemeyen bu kadını azarlayıcı sözlerle paylaması çok kolay olurdu. Ama bunun yerine nazik ve eli çabuk bir kuyum ustası edasıyla kadının üzerindeki günah ve acı izlerini silerek içindeki gerçek altınları çıkarır. Başlangıçtan beri kim olduğunu bildiği bu kadına umut verir.

Aynı şekilde, mesajı aktarma girişimi içerisinde bir insanı basitçe alt edemeyiz. İnsanın değeri mesajın gerekli bir parçasıdır. Böylece iman savunucusunun görevi Tanrı’yla yürümekle başlar. Bir kimse şu sorular üzerinde ciddiyetle düşünmek için zaman ayırmak zorundadır: Tanrı gerçekten hayatımda bir mucize yarattı mı? Yüreğim, Tanrı’nın doğaüstü müdahalesini gösteren bir kanıtı mıdır? Bir iman savunucusunun kendine soracağı ilk sorular bunlar olmalıdır.

Admin
Tarafından yayımlandı
Admin
Tartışmaya katılın

Diğer makaleler

Bölüm 163

Kendimize Gelmek

İncil’de İsa’nın anlattığı “Kayıp Oğul” benzetmesinde gözden kaçırılması kolay bir ifade vardır. Öykünün dönüm noktasında...

Bölüm 159

Ben Laertesim

Shakespeare’in Hamlet’i çoğumuzun asla girmeyeceği kötü bir vaziyete düşmüştür. Amcası babasını öldürmüş ve ardından kral olmak için...

FideCultura
Bölüm 162