Utançsız Bilgi

Bölümü oynat


Frank Warren, www.postsecret.com, yani “sırlarını gönder” adlı
internet sitesini, 2004 yılında geçici bir kamusal sanat projesi
olarak açtı. İnsanları, üstüne yazdıkları bir sırrıyla birlikte
kartpostallar göndermeye davet etti. Kurallar şöyleydi; gönderen
kişi sırrını isimsiz olarak gönderecekti ve bu, daha önce hiç
kimseyle paylaşmadığı bir şey olacaktı. PostSecret sitesi
günümüzde hala, birçoğu gönderen tarafından özenle süslenmiş
olan binlerce kartpostal alıyor. Hatta bu küçük ölçekli blog
projesi, şu anda 80.000 üyelik PostSecret topluluğunu
oluşturmuş durumda. Görünen o ki, büyük sırları olan insanlar
bile, bu sırları biriyle paylaşmaya ihtiyaç duyuyor. İnsanların
sakladıkları sırlar ne olursa olsun, bu internet fenomeni
insanların en derinlerde sahip olduğu bilinme ve duyulma
arzusunu gözler önüne seriyor.

Ama gerçek anlamda bilinmek herkesi korkutur ve birçok
kişinin, en yakınındaki ve en sevdiği insanlardan bile bu kadar
çok sır saklaması şaşırtıcı değildir. Tamamen bilinmek, bizi
açığa çıkarır ve açığa çıktığımızda, güzel ya da sevimli olmayan
yanlarımız yüzünden reddedilme riskini göze almamız gerekir.
Günümüz söz yazarlarından Aimee Mann’ın bir şarkısında
belirttiği gibi, “İnsanlar aldatıcıdır. Onlara, bilmedikleri, riskli bir
şeyi göstermeyi göze alamazsın. Bunu denediğin an, onlarla
vedalaşmaya hazırlan.” Bu nedenle ilişkilerimizi riske atmak
yerine, ruhumuzun en karanlık köşelerindeki sırları diğer
insanlardan saklarız. Topluluk içinde maskelerimizi takar ve
gerçek benliğimizin hiçbir zaman görülmemesi ya da ortaya
çıkmaması için dua ederiz.

Bu bilinme korkusu düşünüldüğünde, “Gelin, yaptığım her şeyi
bana söyleyen adamı görün.” sözlerinin, tüm utançtan arınarak
görülmek için yapılan bir davetten çok, bir mahkeme sırasında
yapılan bir suçlama gibi algılanması mümkündür. Fakat
Yuhanna İncili’nde, ismini bilmediğimiz Samiriyeli bir kadın
tarafından yapılan bu davet, görmek ve ona yaptığı her şeyi
söyleyen biri tarafından görülmek için yapılan bir davettir. O’nun
bilgisi, aralarındaki ilişkiyi reddetmez ya da ona zarar vermez.
O’nun bilgisi, kadına tekrar onurunu kazandırır.

Bu kadın hakkında sadece birkaç detay biliyoruz. O,
günümüzde çoktan yok olmuş olan Samiriyeli bir kadın.
Kadınların normalde yaptığı gibi, sabahın erken saatlerinde ya
da gecenin geç saatlerinde değil, günün en sıcak saatinde su
almak için kuyuya geliyor. Bize, daha önce beş kocası olduğu
ve o anda evli olmadığı bir adamla birlikte yaşadığı söyleniyor.
Bu açıkça belirtilmese de, utancının kaynağının bu olduğu belli
oluyor. Eski çağlardaki kadınlar sosyal statülerini ve ekonomik
güçlerini kocalarından alırdı. Bir kocası ve özellikle de bir erkek
evladı olmayan kadının hiçbir güvencesi olmaz ve kendisini sık
sık yüz üstü bırakan topluma tamamiyle bağımlı hale gelirdi.
Belki de bu kadının, etrafta başka hiçbir kadın yokken su
almaya gelmesi, utancını saklamasının bir yoluydu. Onun sırrı,
itiraf etmesi çok acı ve faturası ağır bir sırdı.

Fakat İsa, bu kadınla kısa karşılaşmasında, onun sırrını ortaya
çıkardı. Ama bunu, onu utandırmak ya da en çok korktuğu şeyin
başına gelmesine sebep olmak için yapmadı. İsa kadını hiçbir
şekilde tövbe etmeye davet etmedi ya da onun günahlarından
bahsetmedi. Çünkü kadın kolaylıkla boşanmış ya da dul kalmış
da olabilirdi. Bunun beş kez tekrarlanması çok kalp kırıcı olurdu,
fakat imkânsız değildi. Ayrıca kadın, şu anda birçok yönden
bağımlı olduğu biriyle birlikte yaşıyor olabilirdi ya da Levirat
evliliği gibi bir durumda olabilirdi. Levirat evliliği, bir kadının
çocuğu yoksa ve kocası öldüyse, bir erkek çocuğu olması için
kocasının erkek kardeşiyle evlendirilmesidir fakat kadın teknik
olarak erkek kardeşin tam anlamıyla karısı sayılmaz. Kadının
utancı, ahlaksızca olmaktan çok trajikti ve görülme, bilinme
korkusu ve bu yüzden çektiği acı çok derindi.

İsa kadına onun geçmişini anlattıktan hemen sonra, kadın O’na
“Efendim, görüyorum sen bir peygambersin.” dedi (Yuhanna
4:19) ve O’na insanların nerede tapınmaları gerektiğini sordu.
Kutsal Kitap uzmanları, Yuhanna’da geçen ve Türkçeye
anlamak olarak çevrilen “görmek” kelimesinin çok önemli
olduğunu belirtiyor. “Görmek” genellikle inanmakla bağlantılıdır.
Kadın İsa’ya “Görüyorum ki sen bir peygambersin.” dediğinde,
aynı zamanda imanını da ortaya koyuyordu.

Kadın gördü, çünkü İsa onu görmüştü. İsa onun durumunun
ciddiyetini görmüştü. İsa onu fark etmiş, onunla konuşmuş ve
ona hiçbir şeyle kıyaslanamayacak değerde bir teklifte
bulunmuştu. İsa onu gördü ve ona sahip olduğu değeri ve
kıymeti verdi. Tüm bunlar, kadının hiç alışık olmadığı tavırlardı.
İsa kadının geçmişini bilerek ve merhametle anlatmaya
başlayınca, kadın bir peygamberin huzurunda olduğunu anladı.
Kadın su testisini bıraktı, koşarak şehre döndü ve herkesi şöyle
davet etti: “Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı
görün.” (Yuhanna 4:28-29)

Yuhanna’nın İncili’nde bu olay, İsa’nın Yahudi bir din lideri olan
Nikodim’le yaptığı konuşmanın hemen ardında yer alır. Fakat
Nikodim, İsa’nın kim ya da ne olduğunu kavramakta büyük
zorluk çeker. Fakat, din adamı David Lose’un belirttiği gibi,
İsa’nın bu kadınla karşılaşması tamamen farklı bir sonuç verir.
Lose, bunu şöyle dile getirir: “Nikodim’le her açıdan taban
tabana zıt olan bu kadın, sadece İsa’yı tanımakla kalmaz, aynı
zamanda onun sunduğu şeyi, onuru da kabul eder. İsa onu,
etrafındaki koşullarla tanımlanmayı kabul etmemeye davet eder
ve ona, kendisini yaşadığı trajedinin çok üstüne çıkaracak bir
kimlik teklif eder. Kadın bunu kabul eder ve İsa’nın hizmetinde
çok özel bir rol oynar. Bu kadın, Yuhanna İncili’nde İsa’dan
bahsetmek için diğer insanlara yönelen ilk karakterdir.

“Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün.” sözü,
bilinmeye, hoş görülmeye ve başkalarını da bilmeye davet
etmeye dair bir ifade haline gelmiştir. Hayatımızın en mahrem
ayrıntılarını ortaya döken İsa’nın bizi ne korkutmaya ne de
utandırmaya ihtiyacı vardır. O’nun bilgisi, bütün insani
karmaşıklıklarımızla bilinmenin onurunu ve özgürlüğünü getirir.
İsa’nın yakınlığı bizlere saydamlığımız yüzünden zarar vermez,
tersine bu mahrem bilgilerden yola çıkarak bizlere yeni bir kimlik
sahibi olmayı teklif eder. Bu bizim tamamen bilinmemiz gibi,
bilmemize dair bir davettir.

Yazar: Margaret Manning
Çeviri: Senem Ekener

Admin
Tarafından yayımlandı
Admin
Tartışmaya katılın

More from this show

Bölüm 198

Gerçek Mucize

Hristiyan olduktan sonra imanlıların tanıklıklarını paylaştıkları birçok video izledim. Videolardaki kişilerin başından mucize denebilecek...

Bölüm 197

Kaygı Tuzağı

“O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.” (Matta 6:34) Bu ayet sıkça tekrar ettiğim...

Bölüm 194

Uygulayıcı Olmak

İncil’deki Yakup Kitabı’nda şöyle bir ayet vardır: “Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne...

FideCultura

Recent posts

Bölüm 186