Çevresel Kimlikler

Bölümü oynat

Eski Antlaşma’nın Rut’dan bahseden bölümü, benlik ve sosyal kimlik arasındaki geçişler üzerine dikkatli bir yorum içerir. Rut’u bir yabancı olarak tanımlama fırsatlarının hiçbiri kaçırılmaz. O sürekli, “Moavlı Rut”, “Moavlı Kadın”, hatta bazen sadece bir “yabancı“ olarak tanımlanır. Zaman zaman Rut bile kendisinden bir yabancı olarak bahseder. Fakat sürekli vurgulanan “yabancı“ lığının yanında, aslında Rut kendisini tüm kalbiyle yeni bir halka, yeni bir ülkeye ve yeni bir Tanrı’ya bağlı olarak gören bir karakterdir. O, kocası öldükten sonra bile annesinin ve kendi halkının yanına dönmeyerek kayınvalidesi Naomi’ye, “Sen nereye gidersen, ben de oraya gideceğim, sen nerede kalırsan ben de orada kalacağım. Senin halkın benim halkım, senin Tanrın benim Tanrım olacak.” der. (Ruth 1:16) Kimlik, karmaşık bir şeydir. Kendimizi yeni, doğru olduğunu bildiğimiz, bize verilen ya da kendi seçtiğimiz bir kimlikle tanımlamaya çalıştığımızda bile, bu kimlik sadece dışsal bir kimlik olarak kalabilir.

19. yüzyılda yaşamış olan şair Francis Thompson’ın hayatı da, birbiriyle çatışan böyle kimlikler arasında savrularak geçmişti. Babası Oxford’da okuyup bir doktor olmasını istiyordu, fakat Francis’in aklı fikri yazar olmaktaydı. Bunun için Londra’ya gidip iş aramaya başladı. Ne yazık ki uyuşturucu yüzünden yolunu kaybetti ve hayatının geri kalan kısmında, muhteşem bir yazar ile evsiz bir bağımlı olmak arasında gidip geldi. Sokaklarda yaşadı, uyuşturucu ihtiyacını İngiltere’nin önemli tren istasyonlarından biri olan Charing Cross’ta dindirdi ve Thames Nehri’nin kıyılarında uyudu. Fakat yapabildiği her anda şiir yazmaya devam etti ve bunları yerel gazeteye postaladı. Gazetenin editörü, okuduğu şeyden çok etkilendi. Thompson’ın şiirleri 17. yüzyılın ünlü şairi Milton’un şiirleri kadar iyiydi fakat bu pespaye dâhiye ait bir adres bile yoktu. Thompson, Tanrı’dan kaçtığını kabul ediyordu. Hatta tüm hayatı, Tanrı’dan çocukken kaçmış olan kimliğiyle; yine Tanrı tarafından çocukken bulunmuş olan kimliğinin savaşıyla geçmişti. İsa’yı arayışında bir kez yenik düşünce, ünlü “Cennetin Peşinde” şiirini yazdı.

En derin acılarımız, kim olduğumuzu ve neleri hangi pencereden gördüğümüzü şekillendirir. Thompson’ın ve Rut’un henüz bilmediği, Naomi’nin ise göremediği ilahi bir takipçisi vardı aslında. Eski Antlaşmadaki Rut kitabının bir bölümünde ilginç bir diyalog vardır. Rut’un kayınvalidesi Naomi, onun Tanrısına koşulsuz inanmayı seçen bir yabancının yani Rut’un duyabileceği mesafede ilk kez Tanrısı hakkında konuşurken, Tanrı’nın kendisini soğuk ve hüzünlü birine dönüştürdüğünü söyler. Naomi geri döndüğü Beythlehem’deki kadınlara, isminin artık Naomi olmaması gerektiğini söyler, çünkü bu ismin anlamı, “tatlı”dır. O artık Mara, yani “acı” olarak anılmak ister ve bunu şöyle dile getirir: “Çünkü her şeye gücü yeten Tanrı bana çok acı verdi. Giderken her şeyim vardı ama Rab beni eli boş döndürdü.“ (Rut 1:20-21) Beythlem’den kocası ve iki oğluyla ayrılıp Moav’a yerleşen ve orada hepsini yitirdikten sonra Beythlehem’e büyük bir acı ve boşlukla dönen Naomi’nin sözleri oldukça içtendir. Acısı, anlaşılamayacak kadar derindir ve isminin anlamı gerçekten de acımasız bir ironi taşımaktadır; ama o, her şeyi açıkça görememektedir. Naomi’nin kimliğini oluşturduğunu sandığı dulluğu, onun boşluğu olmuştur. Fakat o sadece bir dul değildir; acısında yalnız da değildir. Naomi Yahuda’ya döndüğünde, yanında kendisine sonuna kadar sadık olan ve kendisini İsrail’in Tanrısına koşulsuz teslim eden kendi gibi dul olan gelini Rut vardır. Rut, Naomi’ye Tanrı’nın bir hediyesidir. Öyle ki Rut, belki de Naomi’nin Israil’in Tanrısını yeniden keşfetmesine sebep olmuştur.

Genellikle kim olduğumuzu, birbirleriyle çatışan kimliklerimizin savaşı sırasında keşfederiz. Yenilginin tam ortasında, zorlukların ve üzüntünün içinde, Tanrı bize, olduğumuz gibi kendimizi gördüğümüz gibi yaklaşır. İlahi olanın suretinden yaratılmış olduğumuzu hatırlatır ve bize yeni bir kimlik verir. Naomi gerçekten çok acı çekiyordu ve “tatlı” anlamına gelen ismini üzerinden atmak istemeye de kesinlikle hakkı vardı. Rut kendisi için yeni bir hayat seçmişti, ama o bir yabancıydı ve ona bir yabancı olduğu gerçeği her fırsatta hatırlatılıyordu. Yine de bu kimlikler, onları seven Tanrı’nın egemenliğini üzerlerinden kaldırmıyordu. Rut’un kitabında, Tanrı’nın kimliği her zaman karakterlerin birbirleriyle çelişen kimlikleriyle etkileşim içindedir ve sonunda Tanrı her şeyi çözüme ulaştırır. Yabancılarla ilgilenen, kendini boş sanan bir kadını acılarından kurtaran, bir kurtarıcı gönderen Tanrı’dır. Ayrıca, daha sonra İsa Mesih’i biri yabancı, biri yasta, Rut ve Naomi adındaki bu iki kadının soyundan getiren de yine Tanrı’nın kendisidir.

Yazar: Jill Carattini
Çeviri: Senem Ekener

Admin
Tarafından yayımlandı
Admin
Tartışmaya katılın

More from this show

Bölüm 198

Gerçek Mucize

Hristiyan olduktan sonra imanlıların tanıklıklarını paylaştıkları birçok video izledim. Videolardaki kişilerin başından mucize denebilecek...

Bölüm 197

Kaygı Tuzağı

“O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.” (Matta 6:34) Bu ayet sıkça tekrar ettiğim...

Bölüm 194

Uygulayıcı Olmak

İncil’deki Yakup Kitabı’nda şöyle bir ayet vardır: “Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne...

FideCultura

Recent posts

Bölüm 187