Başkası Adına Utanmamak!

Bölümü oynat

Almanca bir ifade olan “fremdschämen” başkası adına utanmak anlamına gelir. Bu ifadede üç unsur vardır: Utanılacak hareketi yapan kişi, utanan kişi ve utanma hissi uyandıran davranış. Kısaca açıklamak gerekirse, birisi bir davranışta bulunur, diğer kişi yaptığı gözlem sonucu bunu algılar ve kendi dünyasına ters gelen bu hareketle ilgili bir yargılamada bulunur.

Utanç duygusunu harekete geçiren bu davranış, gözlemi yapan kişiye uzak bir davranıştır. Bunun kararını daha önceden vermiştir. İlkesel bir tutum söz konusudur belli ki. Çünkü ancak daha önce kategorize edilmiş bir hareket karşısında olumlu veya olumsuz bir yargı geliştirebiliriz. Hiç bilmediğimiz bir söz veya bir hareket, ancak öğrenme duygumuzu tetikler, sonrasında öğrenilir, ardından da artık kendi davranış literatürümüze uygun bir yerde kendine yer bulur. Bu konumlandırma işleminden sonra bahsi geçen kalıbın eyleme dökülüp dökülmemesine de karar verilmiş olur. İnsan beyni de varoluşsal olarak tasarruf yapmaya yatkın olmasından dolayı bu tür karar verilmiş bilgilere iştahla bakar. Yani sürecin hayat boyu devam etmesi için ortada bir sorun yoktur.

Bir ifadeden yola çıkarak aslında bir insanın başkası hakkında nasıl düşünebileceğini kendi perspektifimden anlattım. Günümüzde insanların çok büyük kısmının bunun gibi davranış kalıplarını isteyerek ve istemeyerek kullandığını görebiliriz. Başkasını yargılamak pek de zor değildir. Başkası için belli kalıplar oluşturmak insanın kendini olumlaması için en kolay yoldur hatta. Utanç hissettiren davranışlar karşısında kişinin kendine bakıp ‘Ben o değilim!’ demesi kendisinin bulunduğu konumu ne de güzel temize çıkartır değil mi? Birine yüklenen yük, o yükü yükleyenin hafifliği olur. Çoğu zaman bu kolay yoldan hafifliğe sığınılıp konu kapatılır. Çünkü kendi yüküne, hatta belki de yargılayıcı gözlerle baktığın kişinin yükünden kat be kat fazla olan yüküne bakmak çok daha büyük bir uğraşı gerektirir. Ayrıca bu uğraş sonucunda da ‘kendinde hata bulmak’ gibi çoğu insan için daha çetrefilli bir yol açılır. Hatanı keşfet, düzelt, yapılandır, yeniyi uygula… Zor iş!

Bir Hristiyan olarak bu konuyu Kutsal Kitap ekseninde düşündüğümde aklıma ilk olarak Matta kitabındaki bir ayet geliyor. “Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin?” (Matta 7:3). Burada en iyi çözümün kendine odaklanmak olduğunun altı kalın bir şekilde çizilir. Kişinin en baştaki uğraşının kendi ‘merteği’ olması gerektiği apaçık görülür. Kendi farkındalığını oluşturması, kendi karanlığı ile yüzleşip o karanlığı Rab’be taşıması bir imanlının birinci önceliği olmalıdır. Zaten gelişim de buna bağlı olarak gerçekleşecektir. Yukarıda bahsettiğim kendine yönelmenin, kendi hareketlerini analiz etmeye kalkmanın çetrefilli yolculuğu Rab’bin vereceği güçle kolaylaşacaktır. Tövbe ederken yürekten dökülen değişim istekleri ve duanın vereceği bu güç, tek başına kaldırılamayacak olan yüklerin en büyük kaldıracı olacaktır.

Değişim sürecinde geçirilen evreler, düşünülenler, Kutsal Ruh’un yardımıyla başarılanlar imanda olgunluk seviyesinin artmasını sağlar. Artık başkası söz konusu olduğunda -bu başkası bir kardeş, bir akraba veya yeni tanışılan biri olabilir- gördüğümüz şeyler eskisi gibi saldırgan ve yargılayıcı olmaz. Kendini temize çıkarmanın yolu başkasını yargılamak veya onun yerine utanmaya bağlı olarak kendini üstün bir yere konumlandırmak değildir artık. Sorunun değil çözümün parçası olunur. Yukarıdaki ayeti izleyen “Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.” (Matta 7:5) ayetinde tam olarak aslında bu çözümden bahsetmektedir. ‘mertek’ ile güreşmenin tanıklığı, ‘çöp’’ü temizlemek için özverili ve sevgiyle yoğrulmuş bir dil ile aktarılır. Gündüz, karşı tarafla edilen bu kutsal sohbet; akşam, o kişi için edilen dualar ile son bulur.

Görüldüğü üzere bir yargılama biçimi Rab’bin elinde yardımseverliğe dönüşebilir. Çok zor gibi gözüken yollar Tanrı’nın etkisiyle aşılabilir. O’nun iyileştirici etkisi bulaşıcı hale gelip temas ettiği kişilerde kendisini hissettirebilir.

Dünyaya ait durumlar geniş çapta kabul gören tabirlere dönüşebilir. Bunlar çoğunluğun ortak paydasını oluşturabilir. Aynı zamanda çevremizde de çoğunluğun sesini baskın şekilde hissedebiliriz. Bu terimler, ifadeler, fikirlere dönüşüp kolayca iç sesimiz haline gelebilir. Bizim için kilit nokta bunların içimize yerleşmesini engellemektir. Her zaman ayık olmak, her gün Tanrı’nın yolunu tekrar seçmek ve bu yolda disiplin kazanmak dünyanın vadettiğine karşı kutsal tarafta kalmak için en büyük kalkanımızdır. 

Yazar: Himmet Keçici

Himmet Keçici
Tarafından yayımlandı
Himmet Keçici
Tartışmaya katılın

More from this show

Bölüm 198

Gerçek Mucize

Hristiyan olduktan sonra imanlıların tanıklıklarını paylaştıkları birçok video izledim. Videolardaki kişilerin başından mucize denebilecek...

Bölüm 197

Kaygı Tuzağı

“O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.” (Matta 6:34) Bu ayet sıkça tekrar ettiğim...

Bölüm 194

Uygulayıcı Olmak

İncil’deki Yakup Kitabı’nda şöyle bir ayet vardır: “Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne...

FideCultura

Recent posts

Bölüm 193