Kriz zamanlarında, hemen o anda isteğimin yerine gelmesini dilemek amacıyla dua ediyorum. Çünkü düzenimi tehdit eden, konforumu bozan şeyden bir an önce uzaklaşmak birincil amacım ve bu durumun anlamsız olduğunu düşünmüyorum. Beni tehdit eden şeyden uzaklaşmak hayatımın devamı için büyük bir gereklilik oluyor ama koşullardan bu kadar etkilenmem sular durulduğunda beni biraz rahatsız ediyor. Çünkü normal şartlarda bu tür kriz durumlarının ortaya çıkmasının olası olduğunu biliyorum. Hristiyanlar için olumsuz koşulların da var olabileceğinin Kutsal Kitap’ta da öngörüldüğünün farkındayım. Fakat bu bilgi, sadece her şey belirli bir yaşam standardının içerisindeyken aklıma geliyor, her zaman pratiğe dönüşmüyor.
Bu tür durumların içindeyken çıkmazda hissetmemin nedeninin hayatımda mevcut olan bir unsuru göz ardı etmemden kaynaklı olduğunu düşünüyorum: Umut.
Umut kavramının ne olduğu konusunda bir şüphem yok. Peki, bu kavramın varlığı güçlü bir şekilde hayatımın tam merkezinde mi? Yoksa alışılmış bir bilgi olarak zihnimin bir yerlerinde mi sadece? Bu bilgilerin pratiğe dönüşmesi aşamasında canımı sıkan bir durum başlıyor. Çünkü kişisel olarak herkes gibi iman ettikten sonra Tanrı’nın istediği bir yaşam sürme adına değişimler geçirdim ve geçiriyorum. Bazı davranışlar bilginin pratiğe geçmesine güzel bir örnekken, umut neden düşüncelerimin kısıtlı yerlerine sıkışıp kalıyor?
Burada önemli bir nokta var. Çarmıha baktığımda İsa’nın çilesini net bir şekilde görebiliyorum. Fakat ardından gelen dirilişe yeteri kadar odaklanamıyorum. Bu konuda yalnız olmadığımın da farkındayım aslında. İsa’nın mezarını boş gören havariler de şaşırmışlardı (Luka 24:36-37). Hatta Tomas’ın İsa karşısında dirilmiş bir şekilde durmasına rağmen ikna olmadığını görebiliyoruz. Bu yüzden yara izlerini kontrol etmişti (Yuhanna 20:27). İsa havarileriyle zaman geçirirken birçok kez dirilişten bahsetmiş olmasına rağmen O’nu görüp kuşkuya düştüler.
Ayrıca İsa “Bu dünyada sıkıntılarınız olacak” (Yuhanna 16:33) derken hayatımda meydana gelecek sorunlardan bahsediyordu. “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin” (Matta 16:24) ayetlerinde de O’nu takip ettiğim zaman çekeceğim sıkıntıların altını çizmişti.
Fakat Hristiyanlığı çarmıhta sonlandırmak, sorunlarla mücadele edeceğim gerçeğini bir bitiş olarak görmek büyük hata olabilir. Çünkü ardından İsa dirildi. O’nu takip edenlerin yanında diri olarak varlığını gösterdi. Buna şahit olan öğrencileri Kutsal Ruh’un yönlendirişiyle Hristiyanlığı yaydılar. Mesih’i anlattılar. Dirildiğine inanmakta zorlanan öğrenciler diri İsa’nın kendileriyle birlikte bu yolculukta olduğunu biliyorlardı.
‘İsa her koşulda benimle. Diri İsa benimle. Ben çarmıhımı taşırken ve dünyadaki sıkıntılarımla boğuşurken O benimle beraber. Bu hayatta başıma gelecek her şeyi O’nun verdiği güçle karşılayacağım.’ Bu cümleleri benimsemenin ve kullanmanın, bilginin pratiğe dönüştüğünde nasıl kuvvetli bir hal aldığını gösterdiğini düşünüyorum.
Diriliş umuttur. İsa’nın çarmıha gerilerek can verdikten sonra dirilmesi, sonsuz yaşama kavuşmak için O’nu izleyenlere vermiş olduğu umuttur. Bir tamamlanmışlık varsa bu Mesih’in verdiği umut sayesinde vardır. Bu dünyadaki kısa hayatımızın sonrasında kavuşacağımız sonsuz yaşam Hristiyanlara vadedilendir. İşte bu yüzden son kullanma tarihi olan herhangi bir olay, bu umudun yanında küçük kalır.
İsa Mesih her zaman dualarımızda bize konuşsun, yönlendirsin ve kalbimizi değiştirsin diye dua ediyorum. O’nun esenliği günlük kaygılarımızı yok etsin, Ona teslim olmayı, O’nu her koşulda seçmeyi becerelim. O’nun verdiği umut sayesinde parçası olacağımız sonsuz yaşamı her gün, her an hatırlayalım.
Amin!