Her perşembe akşamı, saat dokuz civarında ellerinde pipoları ve biralarıyla toplanırlardı. Her toplantıda, ortalama bir tarihçi, bir filozof, bir doktor, birkaç şair ve birçok profesör olurdu. Kendilerine verdikleri isimle The Inklings, iyi bir anlatımın değerini bilen, hayata karşı gerçekten hevesle dolu kişilerden oluşuyordu ve bu iyi anlatımı yakalamak konusunda birbirlerinin sayısız girişimlerini cesaretlendirmek, sorgulamak ve daha iyiye götürmek için bir araya gelirlerdi. İyi çalışmalar için yapılan övgülerin sınırsız olduğu, fakat kötü, hatta ortalama çalışmalar için yapılan eleştirilerin de genellikle büyük bir açık sözlülükle yapıldığı söylenen bu coşkulu toplantılardan, aralarında Yüzüklerin Efendisi, Sessiz Gezegenin Dışında, All Hallows’ Eve ve The Great Divorce gibi şaheserlerin son halleri çıkmıştı.
Bu yazarların birbirleri üzerinde çok az etkisi olduğu konusunda ısrarcı davranan birçok eleştirmene ve Inklings üyelerinin, Orta Dünya’nın yaratıcısı olan Tolkien’i etkilemenin, Lewis Carrol’un bir kahramanı olan Bandersnatch’i etkilemekten daha zor olduğunu söylemelerine rağmen, Diana Pavlac Gyler bu yazarların, eğer Inklings üyesi olmasalardı şu an oldukları kişiler olmayacaklarını iddia ediyor. Gyler şöyle diyor: “Her yazarın metni, diğerlerininkilerin içinde gömülüdür. Ve her yazarın hayatı, diğerlerinin hayatıyla iç içe geçmiştir.” Sonuç olarak birbirini etkilemek, birbirini taklit etmekten çok farklı bir şeydir. Bu yazarların her birinin, toplantılarına kararlı düşüncelerle geldikleri doğru olsa da birbirlerini yansıttıkları ve mücadeleye davet ettikleri iletişimleri, zihinlerini, düşüncelerini ve hayatlarını kesinleştirmiştir. J.R.R. Tolkien, Charles Williams ve C.S. Lewis bu düzenli okuma ve eleştirme toplantılarına katılmamış olsalardı muhtemelen şu ankilerden çok farklı dünyalar hayal edeceklerdi.
Ortaklaşa yaratıcılık fikri, benim kendi düşünme ve yazma deneyimlerimden, kültür, tarih ve dinin birçok odasında etrafıma bakınıp gördüğüm şeyleri değerlendirme pratiğimden yola çıkarak kolayca anlayabildiğim bir şey. Benim en orijinal düşüncelerim ya da hayal gücü yüksek tasarımlarım bile, kaçınılmaz biçimde benim hayat boyu karşılaşmış olduğum sanatçılar, din adamları, ailem ve toplum tarafından şekillendirilmiştir. Bizler, dünyayı tek başımıza yorumlamıyoruz ve yaşamımızda birbirimizi derinden etkiliyoruz. Böyle düşündüğümüzde, yaratıcılığın her biçimiyle, ki bu yaşadığımız ve eyleme döktüğümüz çok basit bir hareket de olabilir, doğal olarak interaktif bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. J.R.R. Tolkien’in, Frodo’nun ağzından dile getirdiği sözler, bizim karşılıklı etkileşim halindeki öykülerimiz için de pekâlâ söylenebilir. Frodo ve Sam, Bilbo’nun hikâyeyi anlatmaya başladığı ve Frodo’nun yazmayı bitirdiği kırmızı büyük kitaba bakar. Sam şaşkındır. “Neredeyse bitirmişsiniz Bay Frodo!” der. “Aslında tamamen bitirdim, Sam.” diye cevap verir Frodo. “Son sayfaları sana bıraktım.”
Yeni Antlaşma yazarları, İsa Mesih’te gördüğü ışık aracılığıyla yaratılıştan bahsetmeye başladıklarında, Eski Antlaşma’daki, yerin ve göğün Yaratıcısı’na olan mutlak bağımlılığımıza dair anlayışı doğrularlar, fakat aynı zamanda, Mesih’in varlığından, en baştaki Söz olarak bahsederler. Benzer biçimde, daha ilk zamanlarından Kilise, Tanrı’nın yaratıcı işlerinde Kutsal Ruh’un varlığını ve rolünü görmeye başlar. Sonunda anlarlar ki, yaratılış ve onun içinde gördüğümüz her şey, Tanrı’nın toplum içindeki işleridir. Üçlübirlik’in üyelerinin her birinin birbiriyle ilişkisi, bu ilahi topluluğun iyiliğinin ve sevgisinin ortak dilini yansıtır. Üçlübirlik’teki Tanrı’nın bu görüntüsü ve Kutsal Üçlü’nün içindeki hayatın tamlığında yaratılış, Tanrı’nın herhangi bir eksikliğinden değil, Tanrı’nın çoğul bereketinden kaynaklanır. Yaratılmış olan her şey Tanrı’nın görkeminin ve Baba, Oğul ve Kutsal Ruh arasındaki sevgi dolu iletişimin sonuçları olarak ortaya koyar.
Bir Hristiyan olarak ben, bu ilahi yaratıcı işbirliği görüntüsünün, bizim topluluk ve bağa duyduğumuz ihtiyacı ve yaratmaya ve çalışmaya karşı duyduğumuz arzuyu açıkladığını düşünüyorum. Bizler de benzer biçimde özgün ve ortak yaratıcılarız! Üçlübirlik’in zaman ve yaratılış boyunca süren birlikte çalışması, Tanrı’nın bizleri topluluk oluşturmak ve ilişki kurmak için yarattığı fikrini ortaya koyar. Bizim hikâyelerimiz, muhteşem bir kitapta bir araya toplanır ve bu kitapta her zaman daha fazla hikâye için yer vardır. Bu kitabı oluşturan hikâye anlatıcısının merhameti, hikâyelere yenisini eklemek ve onları daha güzel hale getirmek için sürekli çalışır. Baba bizleri yaratılış gibi iyi bir işe katılmaya, Mesih bizleri, aramızdaki krallığının bir parçası olmaya davet eder ve her birimizin yaptığı işler, Kutsal Ruh’la şekillenmektedir.
Yazar: Jill Carattini