“Her şeyden şüphe et, kendi ışığını bul.” Bunlar, Buda’nın son sözleridir. Bu, kulağa iyi bir tavsiye gibi gelir, fakat zaten insanın kalbi, kaçınılmaz biçimde, şüphenin kendisinden de şüphe etmeye başlar! Sonuçta, bu ışığın gerçek ya da doğru ışık olduğunu bize ne garanti edebilir ki? Anlama duyulan açlık, anlam arayışı, cevap ve çözüm bulma çabası yüzyıllardır insanlığın en belirgin özelliklerindendir.
Örneğin, hakikatin doğası nedir? Varoluşumuzun sebebi nedir? Eğer varsa, hayatımızın amacı nedir ve hangi soruların cevaplarını bulmaya çalışmalıyız? Bu konuda, çoğunlukla göz ardı edilen kaynaklardan biri, Eski Antlaşma’daki Vaiz, ya da İbranice adıyla Koholet’tir. Bu kitap, sorular sorarak ve bizim çelişkilerimizi ortaya koyarak, okuyucuya aslında durumun ne kadar anlamsız olduğu duygusunu verir.
Kitabın en başında, en ünlü sözleriyle karşılaşırız: “Her şey boş, bomboş, bomboş! diyor Vaiz.” Vaiz kitabının bir başka çevirisinde de şu sözlerle karşılaşıyoruz: “Anlamsız! Anlamsız! diyor Öğretmen. Tamamen anlamsız! Her şey anlamsız!” Bu pek de ilham verici bir başlangıç sayılmaz değil mi? Vaiz, kendini hayatı keşfetmeye adamış, güneşin altındaki insanlığın ne yapması gerektiğini araştıran biriydi ve gözlemlerinin sonuçları oldukça karamsardı: Hayattaki her şey, kaçınılmaz sona bağlıydı. Görünüşe göre, insanların özgürlüğü ağır gerekliliklerle sınırlanmıştı ve bu, derin bir çaresizlik hissine sebep oluyordu. Ve tekrarın sonsuz döngüsü kişiyi can sıkıntısı, anlamsızlık ve umutsuzluğa sürüklüyordu.
Aslında dünyadaki birçok bilge, filozof ve guru da benzer sonuçlara varmıştır. Vaiz kitabında diğerlerinden farklı olan şey, yazarın bu konulara yaklaşım biçimi ve bizi neyi görmeye yönelttiğidir. O, hayatın değersizliğini, gençliğin arzularını, ölümün kaçınılmaz kavrayışını ve potansiyel bir hayat felsefesi olarak bilgeliğin kaçınılmazlığını ortaya koyarak, kaotik bir dünyaya dair ciddi yorumlar yapar. Yazar bizi hayatın içinde bir yolculuğa çıkarır ve kaçınılmaz olarak karşılaşacağımız tüm sorular ve zor durumlarla uğraşır.
Onun kendi arzusu, iyi yaşayabilmek ve kendini tamamlanmış hissedebilmek için her şeyi anlamaktır ve diğer insanları da bunu yapmaları için cesaretlendirir. O, muhtemelen, insanları gerçek ve sonsuz başarı ve mutluluğa ulaştıracak olan ipuçlarını, anahtarı ya da eksik parçayı keşfetmeyi umar.
Bunun yerine, görmeye başladığı dünya onun önüne hem iyi hem de kötü şeyleri aynı anda serer. O aynı anda hem bilgeliğin üstünlüğünü hem de bilgelerin de ölümün pençesine düştüğünü görür. İnsanlara adaletsiz davranıldığını ve zalimlerin galip geldiğini anlar fakat aynı zamanda, daha yüce bir adaletin de var olduğunu fark eder. Bilgelerin sözlerinden ve deneyimlerinden alıntılar yapar fakat sonra, bunların ne kadar kolay unutulduğunu söyler! Hayatımızı bizim için ağırlaştıran da bu akıştır. Bizler, belirsizliği ve bulanıklığı görürüz. Hayatımız, acı ve sorunların, yiyeceklerin, arkadaşların, bilgeliğin ve ruhsal bir açlığın bir karışımıdır. Tüm bunlar, aynı dünyada, eş zamanlı olarak karşımız çıkar ve bu birçoğumuz için hazmetmesi oldukça zor bir gerçektir. Koholet gibi, bizler de daha iyi yanıtlar, daha düzenli analizler ve daha rahatlatıcı gelecek düşleri isteriz. Ve bunları buluruz da fakat burada değil, şüphede ve karanlıkta.
Koholet bizlere, Tanrı olmadan hayatın anlamsızlığını gösterir. Dürüst bir bakışla hayatın neye benzediğini ve her şeyin gerçekte nasıl olduğunu hissetmemizi sağlar. Bize hayatın gerçekçi bir portresini çizer ve tüm bunların ortasında bile Tanrı’yı aramaya değeceğini söyler. Koholet Mesih’in gelişinden önce bile Tanrı’nın varlığına duyduğumuz güçlü ihtiyacı, ortaya koyar.
Ancak dünya, düzensiz ve zarar görmüş de olsa ve bu dünyada yanıtlar bulmaya çalışmak başlı başına saçma da olsa, Tanrı bizi bu karmaşanın ortasında terk etmez. Tanrı da bu dünyanın, yani acı ve karmaşanın içinde ete kemiğe bürünüp bizim aramızda yaşamla mücadele etti. Ve İsa’nın hayatı, bu dünyada görebileceğimiz en trajik biçimde sona erdi. O, Vaiz’in bahsettiği tüm çirkin ve dürüst gerçekleri omuzlarında taşıyarak çarmıha gitti. Ve Mesih, bizimle birlikte karanlığın içinde durup, her şeye rağmen, aramaya değer bir Tanrı olduğuna dair bize büyük ve paha biçilmez bir umut verdi.
Yazar: Stuart McAllister