Yaratıcı Görseller

Bölümü oynat

“Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? … Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken, ilahi varlıklar sevinçle çığrışırken?” (Eyüp 38:4-7)

Bu sorular, Eski Ahit’teki Eyüp karakterine, sonunda sessizliğini bozup Eyüp’ün acıları hakkında konuşan Tanrı tarafından sorulmuştur. Bunu sert bir iğneleme, Eyüp’ün karşı çıkışlarına inen susturucu bir darbe olarak görebilirim. Bu, yorgun düşmüş bir ebeveynin, çocuğunun sonu gelmez sorularını sona erdirmek için hâkimiyet kartını oynamasına benzer. Anne ya da baba çocuğuna şöyle der: “Çünkü yetişkin olan benim, sebebi bu.”

Terence Malick’in Tanrı’nın Eyüp’e söylediği bu sözlerle başlayan açılış sahnesiyle ünlü olan Hayat Ağacı adlı filmini ilk izlediğimde, Tanrı’nın sözlerinin tanıdık sivri dili beni selamlamıştı. Aslında bu, filme dair tüm algımı etkilemiş, Malick’in filmin ardındaki gizli niyeti konusunda şüpheye düşmeme sebep olmuştu. Malick’in Oskar adaylığını neredeyse garantileyen filmi, birlikte yaşadıkları hem mutlu hem de şiddetli dönemlere geri dönüşlerle anlatan, Teksas’ta yaşayan, yas tutan bir ailenin hikâyesiyle birlikte, dünyanın yaratılışına dair devasa görüntüleri yan yana dizer. Devasa ve çok incelikli bir evrenin yaratılış sahneleriyle, küçük bir Teksas kasabasında yaşayan bir babanın akşam yemeğindeki öfkesi, bir oğlun utancını keşfedişi, bir annenin küçük, nazik armağanlarını izlediğimiz sahnelerin iç içe geçmişliği bende büyük bir kopukluk hissi yaratmıştı. Bu his öyle güçlüydü ki çok uzaklara bırakılması gereken bir Tanrı imgesi görmüştüm. Devasa bir yaratılışı gerçekleştirmiş olan Tanrı’nın sorumlu olduğu işler, bu ailenin ya da benim hayatımın sıradanlığının yanında çok daha muhteşem görünmüştü. Ve sanki Tanrı’nın susturucu otorite darbesi de bunu tasdik ediyormuş gibiydi. Böyle baktığımızda, dünyayı ve içindeki akıl almaz güzellikteki her şeyi yaratan Tanrı’nın, aynı zamanda bir aile kavgası, toplumların değişen öncelikleri ve bir ağabeyin karmaşık yası gibi önemsiz detaylara da ihtimam göstermesini beklemek mantıksızmış gibi görünüyordu. Bence Malick’in Tanrı’sı, sinemadan çıkarken korktuğum şeyi söylüyordu. “Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin?” Ve sen kimsin ki beni sorguluyorsun?

O zamanlar, bir yas sürecinden geçen bir arkadaşımın, filmi bambaşka bir bakış açısıyla izleyip filmden çıktığında kendini daha cesur hissetmiş olmasını çok garipsemiştim. Bu, gerçekten kafamı karıştırmıştı. Hatta, bir şey kaçırıp kaçırmadığımı merak ederek filmi bir kez daha izlemeye gitmiştim. 

Bundan sonra başka bir arkadaşımın bana anlattığı bir olay geldi aklıma: Arkadaşım bahçecilik teması üzerinden, Dünya’nın yaratılışı hakkında konuşan bir profesörle birlikte oturuyordu. Profesör Yaratılış kitabından bölümler okuyordu, fakat okuduğu cümleler üzerine yaptığı yorumlar yüzünden, arkadaşım kendini sanki bu hikâyeyi ilk kez duyuyormuş gibi hissediyordu. Hem Hristiyanlar hem de Yahudiler için kutsal bir metin olan Yaratılış kitabının ikinci bölümünde, Tanrı’nın, Aden Bahçesi’nin doğusunda bir bahçe yetiştirdiği anlatılır. Profesör Wirzba arkadaşıma şu soruyu sordu: Hiç bahçıvan Tanrı hakkında bir vaaz dinledin mi? 

Aslına bakarsanız, arkadaşım böyle bir vaaz dinlememişti. Ben de öyle… Hatta, Tanrı’ya atfedilen böyle bir kimliğin ne kendim ne de etrafımdaki dünya için nasıl bir anlama gelebileceği konusunda da daha önce hiç düşünmemiştim. 

Fakat işte karşımdaydı, Kutsal Kitap’ın ilk bölümlerinden birinde, bizlere Tanrı’nın kim olduğu ilk kez anlatılıyordu ve Tanrı, bir savaşçı, yargıç ya da kral olarak değil, öncelikle bir bahçıvan, tüm hayatın bakıcısı, koruyucusu ve besleyicisi, tasarımcısı, kollayıcısı ve hayatın daha da gelişmesi için onu budayan kişi olarak tasvir ediliyordu. Bahçecilikle ilgili benim kendi deneyimlerim, ellerini kirletmekten zevk duyan bir Tanrı fikri, hayata benim yaptığım katkıdan, meyve almanın heyecanından, rüzgâr, yağmur, güneş ve yırtıcı hayvanlar gibi birçok farklı faktörün birleşimi ve iş birliğinden çok farklı duygular uyandırıyordu. 

Tanrı’nın Yaratılış’ın başlangıcında bir bahçıvan olarak tasvir edilişi, Eski Antlaşma boyunca, Mezmurlar’da ve peygamberlerde belirgin biçimde görülebilir. Ve belki de İsa’nın mezarının yeri ve dirilişinin de bir bahçe olarak tasvir edilmesi ve İsa’nın kendisinin o yaratıcı sabahta Bahçıvan’ın kendisiyle karıştırılması hiç de önemsiz değildir. 

Birbiriyle oldukça ilgisiz görünen bu iki olayı paylaşmamın sebebi, Tanrı konusunda sahip olduğumuz fikrin, genellikle kimi daha doğru, kimiyse zihnimizde şu ya da bu sebeple daha öne çıkmış hikâyeler, görüntüler ve hatıraların karmaşık bir toplamı olduğunu sizlere göstermekti. Tanrı’nın, Eyüp’ün acılarına verdiği tepkiyi her zaman, kızgın ya da yıpranmış bir ebeveynin cevabı gibi okurdum. Fakat ya bu, Bahçıvan’ın, Eyüp’e çok daha yaratıcı bir süreçle ilgilenmesi için yapılan bir çağrıysa? Ya bu sözler kızgınlıkla değil, yarattığı dünyada canlılığını yitiren bir ruha üzülerek söylenen sözlerse? Ya bu Tanrı’nın, yanlış gittiği yerlerde yaratılış için duyduğu engin acı ve bir mucize olarak kaldığı yerlerde yaratılışın engin güzelliğine tepki verme biçimiyse? Dünyanın yaratılışını ve buna yön veren Bahçıvan’ı bu şekilde okumak, en azından benim için, Tanrı’nın kendi kalbini arayan kişiler için daha yakın bir tepki olacaktır: 

Ben, parmaklarının çalışması olan bu devasa dünyayı, ayı, yıldızları ve yarattığın her şeyi incelerken, şunu düşünürüm: Sen, bu ölümlü insanlarla, bütün umutsuzluğu, neşesi ya da küçüklüğüyle insanoğluyla neden hala ilgileniyorsun? 

Yazar: Jill Carattini 

Admin
Tarafından yayımlandı
Admin
Tartışmaya katılın

More from this show

FideCultura
Bölüm 213