Hayatımızda edebiyatın ve hayal gücünün yeri hakkında konuşan C.S. Lewis “Pencereler talep ederiz” der. “Kendimizinkilerin yanı sıra başka gözlerle görmek, başka hayal güçleriyle hayal kurmak, başka yüreklerle hissetmek isteriz… Pencereler talep ederiz. Logos (Söz) olarak edebiyat bir dizi pencere, hatta kapıdır.”
Aynı şey Tanrı’nın çok odalı evindeki hayat hakkında söylenebilir. Cennet ve dünya, görünmeyen ve görünen alem, kalıcı ve geçici şeyler arasındaki bağlantıyı hatırlatan işaretleri özleriz. Mesih’in hayal kurmamız için geride bıraktığı odalara ve yerlere bizi daha da yaklaştıran pencereler talep ederiz. Bizi Tanrı’nın huzuruna götüren kapılar ve burada olanla gelecek olan arasında bir yol açığa çıkaran merdivenler ararız.
Kutsal Kitap sürekli olarak Tanrı’nın bir evde ya da sarayda, taht odası, ziyafet salonu ve kalabalıklar için kalacak çok yerin bulunduğu bir mekânda ikamet ettiğini tasvir eder. İsrail halkı bu sarayı gören pencerelere oldukça aşinaydı. Tanrı’nın evi göklerden yeryüzüne uzanarak O’nun adının hatırlanmasına hizmet ediyordu. Yakup’un yaşadığı gibi deneyimlerden bilinen bir şeydi bu: “RAB burada, ama ben farkına varamadım… Bu, Tanrı’nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.” (Yaratılış 28:16-17). Tanrı’nın evini çölde yaşadıkları dönemde Buluşma Çadırı aracılığıyla ve sonrasında tapınağa hac ziyaretleri yaparak deneyimlemişlerdi. Her iki yapı da cennetteki göze görünmeyen evin dünya üzerindeki görünür simgeleriydi. Yeruşalim’e doğru çıkarlarken, gökteki ve yerdeki evlerin birleşmesi için ve böylece Tanrı’nın huzuruna doğrudan girebilsinler diye dua ederlerdi. Tanrı’nın evine dair görüşlerini genişleterek Tanrı’nın onlara göründüğü yerlere sunaklar dikilirdi. Tanrı’dan uzaklaştıkları dönemlerde bile, Tanrı’nın evine olan özlemleri Tanrı’nın ev halkından olma kimliklerinin bir parçasıydı: “RAB’den tek dileğim, tek isteğim şu: RAB’bin güzelliğini seyretmek, Tapınağında O’na hayran olmak için Ömrümün bütün günlerini O’nun evinde geçirmek” (Mezmurlar 27:4). Göklerden yeryüzüne erişmiş olan Tanrı’nın evi, Kral’ın doluluğunu barındırırdı. Halkı ise içeriye davet edilmişti ve orada kalmayı özlüyorlardı.
Hristiyanlar olarak bizler de Mesih tarafından daha yakın kılınmış olmakla birlikte aynı umut dolu mirası talep ediyoruz. O’nun yaşamı cennet ve dünya arasındaki yolun gerçek olduğuna tanıklık etmektedir. Tanrı’nın Egemenliği’ni aramızda ilan etmesi, düşündüğümüzde daha çok pencere ve kapılar bulunduğuna işaret eder. Keşfedilmeyi bekleyen bu egemenlik hakkında yaptığı küçük, fakat güçlü tasvirler, bizim de gökle yer arasındaki merdiveni tapınmayla çıktığımızı, kederlerimizde Mesih’in yanımızda olduğunu keşfettiğimizi, kendi çevremizde Tanrı’nın evini fark ettiğimizi beyan eder. Mesih’in ölümü ve göğe alınışı, benzer şekilde şimdi kısmen gördüğümüz bu odaların bir gün tamamen bizim olacağının teminatıdır. “Yüreğiniz sıkılmasın. Tanrı’ya iman edin, bana da iman edin. Babam’ın evinde kalacak çok yer var. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum.” (Yuhanna 14:1-2). Bu evde yaşamlarımızı sürdürürken içeriye tam olarak taşınacağımız gün için hazırlanıyoruz.
Bu hazırlığın bir kısmında kendi evlerimizi Tanrı’nın evi haline getirmeye çabalarız, kapılarımızın açık ve yollarımızın düzgün olduğundan emin oluruz. Çünkü Tanrı’nın evine girme daveti başkalarını hariç tutma daveti değildir. İsraillilerin sahip olduğu Tanrı’nın halkı kimliği onlara komşularını defetme ve yabancıları uzak tutma hakkı vermiyordu. Tersine, İsrail’in vicdanına konukseverlik bilinci yazılıydı. “Tanrı’nın evinde yaşadıklarını” gördüler ve bu nedenle evin efendisinin karakterini yansıtacak bir yaşam sürmeliydiler. Tanrı’nın ona gösterdiği konukseverliği anlayan Şunemli kadın, gezmekte olan Elişa’yı yemeğe kalmaya ikna etti. Daha sonra kocasına şöyle dedi, “‘Bize sık sık gelen bu adamın kutsal bir Tanrı adamı olduğunu anladım. Gel, damda onun için küçük bir oda yapalım; içine yatak, masa, sandalye, bir de kandil koyalım. Bize geldiğinde orada kalsın’” (2 Krallar 4:8-10). Tanrı’nın çok katlı evinin odalarını görenler daha fazlasını yapma ihtiyacını fark ederler.
Sunduğumuz konukseverlik evlerimize fiziki olarak yeni odalar yapmayı içine almasa da burada unutamayacağımız bir resim vardır. Çünkü çoğu zaman Tanrı’nın bizim için yaptığı şeylerin aynısını bizim de yapmamızı istediğini görürüz. Konukseverlik bize verilen bir buyruktur, çünkü bize bir ev verilmiştir. Başkalarını hoş karşılarız, çünkü biz de hoş karşılandık. Hayatlarımızda yabancılar, dışlanmışlar ve komşular için odalar inşa ederiz, çünkü Oğul bize oda hazırladığında bizler de yabancıydık.
Odalar yapmamızın bir nedeni komşularımızın ihtiyaçta olmasıdır. Martin Luther King Jr. “İyi Samiriyeli” üzerine verdiği meşhur vaazda iki soru arasında bir ayrım yapar: “Eğer bu adama yardım etmek için durursam başıma ne gelir?” ve “Eğer bu adama yardım etmek için durmazsam, onun başına ne gelir?” King sonra kendi kendine sorar, “Eğer yardım etmezsem insanlığa ne olacak? Eğer iştirak etmezsem İnsan Hakları hareketine ne olacak? Eğer oy vermezsem ülkeme ne olacak? Eğer hastaları ziyaret etmezsem onlara ne olacak?”
Konukseverlik, hizmet, merhamet ve adalet adına bir şey yapmamayı seçmek, kesinlikle bir seçim yapmaktır. Eğer verebileceğim bir odaya ihtiyacı olduğunu görmeyi reddedersem komşuma ne olacak? Tanrı’nın evine ihtiyacı olduğunu göremezsem komşuma ne olacak?
Burada Tanrı’nın sadece konuklar için değil, aynı zamanda dünyanın görmesi adına konukseverliği teşvik ettiğini keşfedebiliriz. The New York Times gazetesinde çıkan bir makalede Nicholas Kristof, tehlikenin ve istikrarsızlığın değişmez tehditler durumunda olduğu belirli ülkelerdeki bir gözlemini aktarmıştır, “Çoğu kez hâlâ çalışan grupların Sınırları Olmayan Doktorlar ve Hristiyan yardım gönüllüleri olduğunu görürsünüz: çılgın doktorlar ve çılgın Hristiyanlar.” Şöyle devam eder, “Savaşın harap ettiği Kongo’nun Rutshuru Kenti’nde açlıktan ölen çocuklar, tecavüze uğramış dullar ve savaş yorgunu insanlar gördüm. Ve orada ayrıca Polonyalı Katolik bir rahibenin korkusuzca bir kilise kliniği yürüttüğüne tanık oldum”
Hakiki konukseverlik sadece iman odaları içerisinde hayatın mantıksal bir işleyişi değil, ayrıca Tanrı’nın büyük evinde yaşarken Mesih’in çağırdığı gibi ışık olmamız için en etkili yöntemlerden biridir. Elişa ve Şunemli kadın, gök ve yer arasında uzanan merdiveni ilk kez gören Yakup ve bu merdiveni kullanarak yakınımıza gelen Mesih’le birlikte hayatlarımızı Tanrı’nın evinde geçiriyoruz. Bizimle temas kuran insanlar konukseverliğimize karşılık olarak aynı şaşkınlıkla tepki verebilirler, “RAB burada, ama ben farkına varamadım.”
Yazar: Jill Carattini