Kısa süre önce yayınlanan bir psikoloji dergisinde, insan duygularının önemine vurgu yapıldı. Makalenin yazarı, söylemek istediği şeyi gayet net biçimde ifade etmişti: Duygular, altta yatan bazı inanç ve davranışların tehlike yaratabileceği konusunda bizleri uyarmak için ortaya çıkar. Korku, şüphe ya da umutsuzluk gibi negatif ya da istenmeyen duygular bizi rahatsız etmeseydi, uyarılarını ciddiye almazdık. Bizler, bu duyguları benliğimizin derinliklerine gömmek için yiyecekleri, ilaçları, işimizi, tüketimi ve hatta pozitif düşünceleri kullanıyoruz. Makalenin yazarına göre, bunu yaparak içimizdeki yangın alarmlarının “negatif şeyler” olduğunu söylüyor ve onlara elimizde sopalarla saldırmaya hazırlanıyoruz.
Televizyonda haberleri her izlediğimizde gerçekler güçlü biçimde gözlerimizin önünde belirir. Şunlardan hangisini reddedebiliriz: Bizler, tutarsızlık yüzünden acı çeken insanlarız. Dünyamız, bize her türlü maddesel konforu sunuyor ancak bu arada, arkadaki depolama alanlarımızda, umutsuzluk ve depresyon satın alınmamak için direniyor. Aileler ve toplumlarda durmadan çanlar çalıyor fakat yangın alarmları susturuluyor ve yangınlar, nedeni araştırılmadan devam ediyor. Elbette bu yelpazenin diğer ucu da mümkün; sürekli yangını araştırmak, onun sönmesini sağlamıyor. Bu noktada belki de şu soruyu sormalıyız: Peki, iyi duygular hangileridir?
Dağdaki Vaaz’daki çok değerli sözlerinde İsa Mesih, kanunların ve peygamberlerin yorucu emirlerini yepyeni ve çok daha zorlu bir seviyeye taşıdı. O, Tanrı’nın yasakladığı şeyin sadece cinayet olmadığını, bir başkasına ateşli bir öfke duymanın da yasak olduğunu söyledi. Tanrı’nın evlilik konusundaki niyetini, sadece zina değil, şehvet de kirletiyordu. O, Tanrı’nın tiksindiği günahların duygusal köklerine kadar indi ve bizleri, duygularımızın gücünü ve onların içindeki Yaratıcı’yı görmeye davet etti. Eylemlerimizin sebepleri sadece içgüdülerimiz değildir. Eylemlerimiz, bir hayatın adanmış olduğu değerler sistemine göre şekillenir. Tıpkı acı gibi duygular da vücudun alarm sistemleridir. Duygularımız bizi Tanrı’ya ya da Tanrı’dan uzağa doğru yönlendirir.
Korkunç ölümüne tanık olduktan sonra İsa’nın mezar taşının önünde yas tutan Meryem, İsa’nın bedenini hazırlamak üzere giderken ağlıyordu. Bedenin yok olduğunu fark ettiğinde, birinin O’nu alıp götürdüğünü düşünerek paniğe ve umutsuzluğa kapıldı. Meryem bu yoğun duyguların doruk noktasındayken bir adam yaklaşıp ona neden ağladığını sordu. Bu, bir mezarın başındaki birine sormak için gereksiz bir soruydu, ama Meryem’in üzüntüsü, söze dökülemeyecek kadar derinleşti.
Meryem kendisini statüsü, günahları ve utancının ötesinde görebilen tek kişiyi kaybetmiş olmanın yasını tutuyordu. İsa’nın ve onunla birlikte umudunun ölümünün yasını tutuyordu; Mesih’te sahip olduğu yeni yaşam, onu savunan tek kişinin ölümünü izlerken elinden alınmıştı.
“Neden ağlıyorsun?” diye sordu adam. Meryem açıklamaya çalışmadı bile: “Eğer O’nu sen götürdüysen, bana sadece O’nu nereye koyduğunu söyle.”
İsa’nın sorduğu sorular her zaman ilk sorduğunda göründüğünden daha fazlasını sorgular. Neden ağlıyorsun? Hangi duygularını susturdun ya da açıklamaya çalışmaktan vazgeçtin? Ruhun sana ne diyor olabilir? Sahibini, binada bir sorun olduğu konusunda uyaran bir alarm gibi duygularımız da ruhumuzun derinliklerinde neler olup bittiği konusunda bize ipuçları verir. Duygularımız bizi Tanrı’ya yönlendirebilir ya da yakarışımızın duyulma ihtiyacını görmemizi engelleyebilir.
Meryem öyle şiddetle ağlıyordu ki uğruna ağladığı kişinin hemen yanı başında durduğunu fark edemiyordu. İsa ona kim olduğunu söyleyene dek onun bahçıvan olduğunu sanmıştı.
Ruhumuzun derinlikleri, Yaratılış’ın ve Yaratıcı’nın derinliklerini çağırır. Davut Mezmurlar’da şöyle diyordu: “Neden üzgünsün, ey gönlüm, Neden içim huzursuz?” (Mezmur 42:5) Tam anlayamasa da dürüstçe üzüntüsünü kabul ederek, bunun kendisini Tanrı’ya yöneltmesine izin veriyordu. “Gönlüm üzgün, Bu yüzden seni anımsıyorum, ey Tanrım. Şeria yöresinde, Hermon ve Misar dağlarında Çağlayanların gümbürdeyince, Enginler birbirine sesleniyor, Bütün dalgaların, sellerin üzerimden geçiyor.” (Mezmur 42:6)
Gerçekten de boş mezarın başında dururlarken İsa’nın kendi ismini söylediğini duyan Meryem’in üzüntüsü, onu anlayabilecek tek kişi tarafından dindirilmişti.
Yazar: Jill Carattini