Günümüzde, Kutsal Kitap’ta anlatılan Tanrı’yı reddetmek için kullanılan moda bahanelerden biri, özellikle Eski Antlaşma’da Tanrı’nın kendi karakterini anlatış biçimidir. Yeni Antlaşma’da İsa tarafından tasvir edilen tartışmasız yumuşak huylu Tanrı’nın aksine, Eski Antlaşma’daki Tanrı portresi, en ufak bir tahrik karşısında düşmanlarına karşı misliyle yanıt veren, kaprisli, kindar ve tatmin edilemeyen bir varlık gibi algılanır.
Kutsal Kitap’ın bu şekilde okunması, Tanrı’nın Tanrı olduğu ve insanın özerkliğinin, O’nun egemenliğinin altında olduğu gerçeğini görmezden gelmek olur. Bu, şu anlama gelir: bir insan, bir başkasına verilmiş olan bu dünyadaki yaşam süresini belirleyemez. Bu dünyada geçireceğimiz günlere hükmetme ayrıcalığına sadece Yaratıcımız sahiptir. Bizler bunu, bir başkasını “Tanrı’yı oynamakla” suçladığımızda kesin olarak fark ederiz.
Ayrıca, ahlaki açıdan mükemmel bir varlık evrenin yaratılışından sorumlu olmasaydı, hiçbir davranışı ahlak dışı olarak tanımlayabileceğimiz bir zemine sahip olmazdık. Bu nedenle bu tip açıklamalar her zaman Tanrı’nın ahlaklı doğası ve emirleri temelinde yapılmalıdır.
Yukarıdaki iddiaya dair yanlış değerlendirmeler dışında, kişi Eski Antlaşma’da Tanrı’yla yakın ilişki içinde olduğu söylenen kişilerin tanıklıklarını da değerlendirebilir. Onlar, O’nun kindar bir varlık olduğunu düşünüyorlar mıydı? Yanıt, kesinlikle hayırdır. Bu konuda verilebilecek örnekler çok fazladır, fakat biz sadece birkaç tanesinin üzerinden geçelim. Tanrı’ya karşı günah işledikten sonra, düşmanları ya da Tanrı tarafından cezalandırılmak arasında seçme şansı verilen Davut, şöyle cevap vermişti: “İnsan eline düşmektense, RAB’bin eline düşelim. Çünkü O’nun acıması büyüktür.” (2. Samuel 24:14) Yunus, Ninovalılar’a yargılanma mesajını iletmektense, güvenilmez denizde hayatını sona erdirmeyi tercih etmişti.
Peki, bunun sebebi neydi? Yunus, Kutsal Kitap’ta Tanrı’ya şöyle seslenir: “…sen lütfeden, acıyan, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin, cezalandırmaktan vazgeçen bir Tanrı’sın.” (Yunus 4:2) Diğer bir deyişle, Yunus, olur da düşmanları Tanrı karşısında tövbe ederse, Tanrı’nın onlara karşı fazla iyi davranacağından korkuyordu.
Fakat asıl Musa, Eski Antlaşma’da adı geçen ve O’nu tanıyan kişilerin, O’nun hakkında ne düşündüğünü gözler önüne seren en çarpıcı örneklerden birini verir. Mısır’dan Çıkış 33’de, Tanrı İsraillilere, onları vaat edilmiş topraklara götürme sözünden vazgeçebileceğini söyler. Fakat Tanrı öyle sadıktır ki, İbrahim, İshak ve Yakup’a karşı sözünü tutmaya yemin eder ve kutsal toprakları onların soylarına verir. Düşmanlarını oradan çıkarmak ve ülkenin süt ve balla dolu olmasını sağlamak için onlardan önce bir melek gönderir. (Mısır’dan Çıkış 33) Bunun ne anlama geldiğini görebiliyor musunuz? Ülkeyi ele geçirmek için savaşmaları bile gerekmeyecekti ve ülkenin olanakları onlar için hazır olacaktı. Peki, buradaki tuzak neydi? Tanrı, bizzat onların arasında olmayacaktı. İşte bu, gerçekten büyük ikramiyeyi kazanmak gibi bir şeydi! Olasılıkları bir düşünün — onlarla ne yapmanız gerektiğini söyleyen bir Tanrı olmadan, Tanrı’nın bütün bereketine sahip olacaklardı! Günümüzde Hristiyanlığın popüler uygulamalarının birçoğu, Tanrı’nın kendisine pek de saygı duymadan, Tanrı’yı bereketini yağdırması için ikna etme çalışmasının çok da üstüne çıkamıyor.
Ama Musa çadırdaki buluşmada Tanrı’ya şöyle demişti: “Eğer varlığın bize eşlik etmeyecekse, bizi buradan çıkarma.” (Mısır’dan Çıkış 33:15) Musa kindar ve art niyetli bir ruhun yaptığı büyünün etkisi altında mıydı, yoksa Tanrı’nın, bir kişinin tüm yüreği, ruhu ve zihniyle sevilmeye değer olduğunu, O’nun sonsuz mutluluğun tek amacı olduğunu mu öğrenmişti? C.S. Lewis’in şu sözü çok doğrudur: “Tanrı yanında olan ve diğer her şeye sahip olan kişi, sadece Tanrı yanında olan kişiden daha fazla şeye sahip değildir.” Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta ismi geçen takipçilerinin tersine, Tanrı’nın karakterini yargılayabilecek daha doğru bir yerde durduğumuzu düşünmemiz, bizim açımızdan ancak kronolojik bir kendini beğenmişlik olabilir. Kutsal Kitap’ta adı geçen azizler, Tanrı’nın, tüm dünyanın yargıcının doğru olanı yapmasını beklerler. (Yaratılış 18:25) Ve kalplerinin Tanrı için, akarsu görmüş bir geyik gibi atması bir yanılgıdan kaynaklanmaz.
Dün ve bugün aynı olan, sonsuza dek de aynı kalacak olan Tanrı, bütün adanmışlığımıza ve sevgimize layıktır. Ayrıca hem Eski hem de Yeni Antlaşma’nın gözler önüne serdiği gibi, Tanrı mükemmel bir adalet uygulayıcısıdır. Yeni Antlaşma’da hem masum, günahsız Tanrı’nın Oğlu’nun kendisini günahlı insanoğlu için kurban etmesi, hem de O’nu sürekli olarak reddedenlerin talep ettiği adil ödülün Tanrı’dan sonsuza dek ayrı düşme olduğu görülür. Müjde’nin gerçeği bizleri tüm savruluşlarımızdan arındırıp kendimizi Tanrı’nın önünde, O’nun merhameti ve lütfu dışında hiçbir umudumuz kalmamış halde O’na sunana kadar, O’na direnmek için bahanelerimiz asla tükenmeyecek!
Yazar: J.M. Njoroge