Gölge ve Gerçeklik Arasında

Bölümü oynat

İncil’in Luka bölümünde anlatılan İsa ile felçli adam arasındaki o ilginç karşılaşma bize kanıt ve iman, geçici ve sonsuz arasındaki ilişkiyi hatırlatır.  Felçli adamın arkadaşları onu İsa’nın gözü önüne getirebilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır (bkz. Luka 5:17-26).  İsa’nın felçli arkadaşları için bir mucize yapmasını umut ederek İsa’nın bulunduğu evin damına zarar vermeyi dahi göze almışlardır. Eğer İsa felçli bir adamı yürütebilirse, bir damı da tamir etmenin O’nun için küçük bir sorun olacağını düşünmüş olmalılardır. Fakat felçli adamı Kurtarıcının önüne indirirlerken, bir tartışma çıkacağını hiç beklememişlerdir.

“Hangisi daha zor,” diye sorar İsa, “fiziksel bir iyileşme sağlamak mı yoksa bir insanın günahlarını bağışlamak mı?”  Sorunun cevabı karşı konulmaz bir biçimde bellidir, değil mi?  Fiziksel bir iyileşme ortaya koymak zordur, çünkü çıplak gözlerin önünde mucizevi bir iş yapmayı gerektirir. Gözle görülmeyen bağışlama eyleminin inandırıcılık değeri, çok daha düşüktür. Ne var ki düşündüğümüz zaman Tanrı’nın mantığının insan mantığından çok farklı olduğunu tekrar tekrar keşfederiz. Biz maddesel olandan ruhsal olana olağanüstü bir biçimde geçeriz; ama Tanrı ruhsal olandan maddesel olana olağan biçimde geçer. Fiziksel olan somut dışsallıktır, yani bir gölgedir.  Ruhsal olan ise soyut içselliktir, yani nesnel gerçekliktir.

Gene de hepimiz gölgeleri kovalarız. Kovalarız, çünkü onlar nesnenin kendisi olmamasına rağmen nesnenin baştan çıkaran ayartısıdır. Gerçeğin nerede yattığını ve gölgelerin nerede baştan çıkardığını bize hatırlatmak için bir darbeye, bazen acılı bir darbeye gerek vardır. Kurtarıcımız içimizdeki bu zayıflığın tamamen farkındadır, o yüzden çoğu kez bizimle buluşmak amacıyla yaklaşır ve bizi gerçeğin ve Tanrı için önemli olan şeyin görüş açısına sokmak için çarpıcı bir olayı kullanır. Evet, o felçli adamı iyileştirir; ama gerçek mucizenin ne olduğunu da hatırlatmadan yapamaz. Bunu bir kez anladığımızda, ruha dokunmakla bedene dokunmak arasındaki ilişkiyi de anlarız. Her ikisi de gerçektir; ama biri nesne, diğeri ise gölgesidir. Bu örnekte İsa, bağışlama eyleminin ardından daha kolay olan iyileştirme eylemini yapar. Böylece felçli adam Kurtarıcının dokunuşunu daha anlamlı olandan, daha belirgin olana doğru hissedecektir. Eğer bu felçli hikmetli bir adamsa, daha az görünür olan mucizenin aslında daha görünür olandan daha mucizevi olduğunu anlayarak oradan ayrılması gerekir. İyileşmiş bedeni için duyduğu minnettarlık, ruhunun kurtuluşunu sürekli hatırlatan bir anı olarak kalacaktır.

Bu olayın ve İsa’nın merhametinin diğer birçok örneği üzerinde düşündüğümüzde, İncil’in müjdesinin yüceliğine duyarsızlaşmış acılı dünyamıza bakarız. Müjde, ruhu temizleyen ve iç varlığı iyileştiren mesajdır. Dünyamız acıların, korkuların, sıkıntıların ve yoksulluğun yükü altında ezilmektedir. Dünyamız o kadar çökmüştür ki, eğer gerçeğe dimdik bakabilseydik, bunun gerçekte sadece bir gölge olmasını ve somutlaşmış bir durum olmamasını dilerdik. Gözü kör insanlar sadece bilindik şeylere bakarlar ve trajik gerçekleri gölge diyerek yok sayarlar. Hem beden hem ruh unutulmuştur. İnsanların çektiği acıların büyüklüğü hesap edilemez durumdadır.

Böyle bir dünyada şu soru akla gelir: Gözlerimizi böylesi bir ihtiyaca ve acıya kapatabilir miyiz, yoksa bazılarını Rab’bin dokunuşu altına getirmek amacıyla damın kiremitlerinin kaldırılmasında üzerimize düşen bir rol var mıdır? Tereddütsüz cevap evettir. Üstlenebileceğimiz ve üstlenmemiz gereken bir rol vardır. Sevgi hâlâ en güçlü iman savunmamızdır. Parçalanmış bir dünyada yaşayan bir insana erişmek için temel bileşendir. Engin bir ihtiyaç vardır; ama Mesih’in örneğini izleyerek bu ihtiyacı karşılamak için istekli olmamız da mecburidir.  Bunun bizim için anlamı nedir? Anlamı İsa’nın adıyla bir bardak soğuk su vermek ve suyu içene insana değil, Tanrı’ya teşekkür etmesini söylemektir. Bu etkinin ne kadar derin ve gerçek olduğu sadece sonsuzlukta açığa çıkacaktır; ama aldığımız çağrı açıktır: Işığımız öyle parlasın ki, erkekler, kadınlar ve çocuklar iyi işlerimizi görüp Göklerdeki Babamızı yüceltsinler.

İşte bu iman savunmasının tamamlanmasıdır. Bedenin gözle görülür dokunuşuyla aklı inandırmaktır. Beden gölge için neyse, akıl da ruh için odur. Her ikisine de dokunabildiğimiz zaman, hem düşüncenin hem de eylemin gücünü sergilemiş oluruz. Mesaj karanlıktan çıkıp ışığa gelir. İşte bu sevginin gücüdür. Bir insanın acısını anlamadıkça o kişinin ruhunu asla anlamayız. Çarmıhın “hastalıklarımızı O üstlendi, acılarımızı O yüklendi” mesajını taşımak ne büyük bir ayrıcalıktır. Neyin gerçek neyin gölge olduğunu bize en iyi Mesih’in kendisi hatırlatmaktadır.

Admin
Tarafından yayımlandı
Admin
Tartışmaya katılın

Diğer makaleler

FideCultura
Bölüm 148