Darmadağın Evim

Bölümü oynat

Kathleen Norris, “Üzgün Canavar” adında bir şiir yazan küçük bir çocuğun hikâyesini anlatır. Şiir bir itirafla başlar: “Babasının ona bağırmasından hiç hoşlanmıyormuş. Canavarın tepkisi ise kız kardeşini merdivenden aşağı itmek, sonra odasını dağıtmak ve en sonunda tüm kasabayı yok etmek oluyormuş.” Şiir şöyle sona erer: “Sonra darmadağın olmuş evimde oturup kendi kendime şöyle söylüyorum, ‘Bütün bunları yapmamalıydım.’ ”

Elçi Pavlus’un itirafı da buna çok benzer: “Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğimi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise, onu yapıyorum” (Romalılar 7:15). Norris daha sonra bu çocuğun içten açık sözlülüğünü yorumlar: “Darmadağın Evim’ her şeyi anlatıyor: Birçok yetişkinden daha dürüst davranan küçük çocuk, öfkesinin derinliğini itiraf ederek, kendisi için bir benzetme yaptı ve kendisi için bir yol açtı. Eğer bu ufaklık dördüncü yüzyıl manastırlarından birinde genç bir rahip olsaydı, ihtiyar rahipler ona tövbe yolunda emin adımlarla ilerlediğini söylerlerdi.”

Oruç zamanları, içimdeki canavara dikkatle bakma fırsatı yaratır. İman yaşamımda Hristiyan, İsa’nın öğrencisi ya da rastgele bir çarmıh yolcusu olmanın hakkını verip vermediğimi sorguladığım günlerdir bu zamanlar. Düşündüğümde de hakkını veremediğim konusunda hiç kuşkum kalmaz. G.K. Chesterton şöyle yazmıştır, “İçimdeki derinliklere girmeye cesaret eden yalnız tek bir din gördüm.” Kırk gün boyunca kendimize ayna tuttuğumuz Büyük Oruç zamanı derinliklerimize inmemizi talep eder. Keşfedeceğimiz şey, bahaneler üzerine kurulu gizli merdivenlerle, sahte güvenlik raflarının üzerine konmuş iyi işlerin putlarıyla dolu dağınık evlerdir. İşte bizim ellerimizde Mesih’in evi böylesine düzensiz bir hale gelmektedir.

Eğer bu yerde tek başımıza kapalı kalsaydık, dağınıklık ve enkazdan başka ne bulmayı umut edebileceğimizi merak etmeye başlardık. Pavlus’un itirafı evi temizlemek için kendi çabalarımıza dayanmanın boş olduğunu işaret eder. Ancak böyle bir yolculuğu tek başımıza yapmayız. Aslında ilk önce bize gösterilmemiş olmasaydı, bu dağınıklığın farkına bile varamazdık. Vicdanlarımızdaki bu yerlere, kendimize dair süssüz imgelere ve en sonunda kırık ve pişman yüreklerimize doğru rehberlik edilir. Oruç, Gerçeğin Ruhu ve Kutsallık Nefesi tarafından araştırılmamız için bir fırsat sağlar. Tanrı dağınık odalarımız ve günahla lekelenmiş duvarlarımız arasında bizi yürütür ve canavarca taraflarımızı ifşa eder. Eğer bu yolu yalnız başımıza yürüseydik, gerçekten beyhude bir yolculuk olurdu.

Bunun yerine, darmadağın bir evdeki canavarı bizde gören Kutsal Ruh, aynı zamanda maskeleri ortadan kaldıran ve enkazı temizleyen Kişiyi de bize tanıtır. C.S. Lewis’in Narnia adlı yapıtının bir sahnesinde büyük Aslan, önünde duran bir çocuğun üzerindeki kostümü yırtarken görünür. Çocuk sanki yüreğini deliyormuş gibi bir his veren keskin pençelerin acısıyla kıvranır. Aslan artan bir şiddetle kostümün her katını teker teker yırtar. Öyle ki çocuk artık can çekişerek öleceğine emindir; ama iş bittiğinde ve son kat da ortadan kalktığında, çocuk özgür kalmanın sevinciyle coşar, çünkü taşıdığı kostümün ağırlığını uzun zamandır unutmuştur.

Büyük Oruç zamanı bize sadece günahımızın derinliklerini ve tövbe etme ihtiyacımızı göstermekle kalmaz. Taktığımız maskelerin ağırlığını ve dağınıklığımızın boyutunu gösterir; başarısızlıklarımızın getirdiği boyunduruk elimizdedir ve bir kez daha bütün bunları bizden almak isteyen kişiyi görürüz. “Aslında hastalıklarımızı o üstlendi . . . Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti.” (Yeşaya 53:4-5).

Dağınık bir evin kirli pencerelerinden bakıldığında çarmıhın görüntüsü çok nettir.

Yazar: Jill Carrattini
Çeviri: Senem Ekener

Admin
Tarafından yayımlandı
Admin
Tartışmaya katılın

Diğer makaleler

FideCultura
Bölüm 152