12 Öfkeli Adam

Bölümü oynat

12 Öfkeli Adam, 1957 yılı yapımı Sidney Lumet’in yönettiği, senarysonu Reginald Rose’un yazdığı, yine Rose’un aynı adlı oyunundan uyarlanmış filmidir. Başrollerini ise Henry Fonda, Martin Balsam, John Fiedler gibi isimler paylaşır. Cinayetle suçlanan Latin Amerikalı bir genç ile ilgili karar vermekle yükümlü 12 jüri üyesinin karar verme sürecini, çocuğun masumiyetine inanan bir jüri üyesinin diğer jüri üyelerini ikna etme sürecini seyirciye aktarır.

On bir jüri üyesinin “suçlu” kararı almasının görünürdeki nedeni mahkeme sırasında dinledikleri şahitlerin, olay akışının, mahkemeye sunulan delillerin açık bir şekilde çocuğun suçluluğuna işaret ediyor olmasıdır. Fakat her şey on ikinci jüri üyesinin soruları ile diğer jüri üyelerinin kanıt olarak gördükleri şeylerin silikleşebildiğini fark etmeye başladıklarında değişmeye başlar. Eğer inanacak bir şey bulamazsanız nasıl karar verirsiniz?” sorusu filmin içinden çıkıp gelen önemli bir sorudur. Tüm mahkeme boyunca çocuğun suçlu olduğuna inanmaları için birçok kanıt ya da kanıt gibi gözüken bulgular vardır. Fakat inandıkları o kanıtların ötesine geçmelerine, eleştirel bakmalarına ya da şüphe duymalarına engel olan başka bir şeyleri daha vardır. Kendi yaşamsal deneyimleri.

Kişiliğimiz, sosyal çevremiz, duygusal eğilimimiz, ekonomik, coğrafi koşullarımız, geçmişimiz bizim şu zamandaki olaylara, insanlara bakışımızı, yorumumuzu ve elbette verdiğimiz reaksiyonu etkiler. Film 11 jüri üyesinin ‘suçlu’ kararı vermesinin arkasındaki nedeni yine kendi içinden bir sözle kucağımıza bırakır: “Ne zaman ön yargıyı kullansanız gerçekleri göz ardı edersiniz.” On bir jüri üyesinin hayatında, yabancı düşmanlığı, çoğunluğa uyma, geçmişle hesaplaşma gibi farklı kişisel sebepler ve sebeplerin de haklı bir hikayesi vardır. Bu hikâyeyi fark etmek de dönüşüme sebep olur. Aslında film tam da bu dönüşümün hikayesidir.

            Bu film kendi başına bir senaryo olsa dahi, on bir jüri üyesi de çocuğun neden suçlu olduğuna ya da göründüğüne dair kendileri bir senaryo yazar. Kendi hayat hikayelerinin üzerine kurgulanmış bir senaryo… Bu süreçte onlar sadece cinayetle ilgili gözlerinden kaçırdıkları, fark etmedikleri detayları görmekle kalmazlar, ama aynı zamanda kendileri ile de yüzleşmek ve hesaplaşmak zorunda kalırlar. Gerçek ne olursa olsun, o on bir jüri üyesi karar odasından girdikleri gibi çıkamazlar.

            Geçmiş öykülerimize bakabilmek, kabul etmek ve bunlar üzerine çalışmak sadece alacağımız kararlar konusunda değil, ama vereceğimiz tepkiler konusunda da bizi değiştirip dönüştürebilir. Belki de hiç öğrenemediğimiz eleştirel düşünmenin kapılarını arayabilir. Her zaman olanı sorgulamadan kabul etmek gibi bir geçmişten geliyorsak kendimizi farklı perspektiften bakarken bulmak başlarda zor olacaktır ve bu durumda pratik gerekecektir elbette. Bu da elbette rahat koltuğumuzdan kalkmayı ve rahatsız olmayı da beraberinde getirebilir.

            Eleştirel düşünmek, aslında elimize verilen ve bir yargıda bulunmak durumunda olacağımız şeyin sadece yüzüne değil, ama etrafına, altına üstüne bakmayı gerektirebilir. Belki elimize alıp içini açmak, kimi zaman bizi şaşırtacak, kimi zaman bizi üzecek, kimi zamansa o güne kadar inandığımız her şeyi yıkıp yeniden yapmak zorunda da bırakabilir. Fakat bu değişim bir sonraki yargımızda bizi kaba, düzensiz, aykırı ya da bozuk gibi görünene de kapı aralayabilme anlayışını verecektir. Bilmediğimizden korkmak yerine, ileriye atılma ve öğrenme isteğimizi pekiştirecektir. Bambaşka dünyaları öğrenmek, onun deneyimlemenin nasıl bir şey olduğuna şahitlik etmek kendi hayatımızda nerede duracağına, nasıl konumlanacağına ya da sonsuza kadar unutulacağına da karar vermemizi kolaylaştıracaktır.

            Aynı zamanda eleştirel bakabilmek, yanlış gidene de dur diyebilme farkındalığını da kazandırabilir. Üstelik “dur” demeyi doğru bir dille yapabilme fırsatlarının, alternatiflerinin kapısını da açabilir önümüzde. Madalyonun diğer yüzünde sırf geçmiş deneyimlerimizden dolayı yaptığımız çarpık, gerçek dışı yorumlarımızı bir kenara bırakarak gerçeğe ve aslında kendimize, kendi içimize dönüp bakabilme, onu görebilme ve kabullenebilmenin de yollarını sunabilir.

İngiliz din adamı ve yazar Charles Caleb Colton ön yargılarımızla ilgili “Bazı insanlardan nefret ederiz çünkü onları tanımayız. Onları tanıyamayız çünkü onlardan nefret ederiz.” sözünde, konunun ne kadar paradoksal olduğunu oldukça iyi bir şekilde özetler. Dünyaya baktığımız gözlüklerimizin camlarını zaman zaman cesaretle silip temizlemek, zaman zaman ise tüm merceği olduğu gibi değiştirip bambaşka bir mercekle bakabilmek önemli ve pek kıymetlidir.

Yazan: Serda Ayık Sez

Serda Ayık Sez
Tarafından yayımlandı
Serda Ayık Sez
Tartışmaya katılın

Diğer makaleler

FideCultura

Son eklenenler

Bölüm 140